29 Kasım 2017 Çarşamba

ARA TATİLDE ÖĞRENCİLERE TAVSİYELER


Öğrencilerimiz, 2017-2018 eğitim-öğretim yılının yoğun temposuna 9 günlük bir tatille ara verdiler. Bu tatil süreci; öğrencilerimizin dinlenmeleri, kendilerini yenilemeleri için iyi bir fırsat olmakla birlikte; eksik kazanımlarını tamamlamak, eğitim-öğretim yılına daha donanımlı devam etmek için de güzel bir fırsat dönemi.

Yoğun bir tempodan çıkan olan öğrencilere, tatil sürecinde hem dinlenmelerini hem de verimli zaman geçirmelerini öneriyoruz.

Öğrencilere ara tatil için bazı öneriler:

1. Konu tekrarı yapmak: Unutmayı önlemenin en iyi yolu yapılan tekrarlardır. Özellikle geçmiş konulardan çok fazla hatası çıkan öğrenciler genel tekrara ağırlık vermelidir. Yabancı dil eğitimini pekiştirmek adına tatil pek çok fırsat sunabilir. Öğrencilerin evde, turistik mekânlarda, arkadaşlar arasında yabancı dil ile iletişime geçmeleri yabancı dilde konuşma becerilerini geliştirmelerini sağlayacaktır. Ayrıca öğrenilen dilde kitaplar okumak, film izlemek, müzik dinlemek de oldukça faydalı olacaktır.
2. Eksik kalan konuları tamamlamak: Konu eksiği fazla olan öğrenciler, tatilde önceliği eksik konularını tamamlamaya ayırmalıdır. Çünkü eksik bilgilerin üzerine yapılan öğrenme verimli sonuçlar vermez, yeni bilgilerin tam ve bilinçli olarak öğrenilmesini engeller.
3. Çalışılmış olunmasına rağmen zayıf hissedilen derslere ya da konulara yoğunlaşmak: Örneğin, öğrencinin matematikten çok fazla eksiği varsa öğrenci tatil döneminde bu derslere daha fazla vakit ayırarak eksiklerini gidermelidir.
4. Yeni konular çalışmak: Konu eksikleri olmayan ve çalıştığı konulardan çok az soru kaçıran öğrenciler bu stratejiyi kullanabilirler.
5. Sınavlara hazırlık yapmak: Özellikle 12. sınıf öğrencilerimizin YKS konularını belirli ölçüde ilerletmiş olmaları önemlidir. Konuları tamamlamak, daha fazla soru çözme, çıkmış soruları analiz etme ve netleri arttırmak için faydalı olacaktır.

Ders eksiklerini tamamlama düzeyinde hazırlanan planların yanı sıra tatiller, öğrenciler için yeni şeyler keşfedebilecekleri ve kişisel gelişimlerine katkıda bulunabilecekleri zaman dilimleridir. Kişisel gelişim kavramı içerisinde en etkili gelişim aracı; kitaplardır. Kitabın başarı kazandırmadaki etkisi yadsınamayacak bir gerçektir. Ayrıca tatilde kitap okumaya başlamak, böyle bir alışkanlığa sahip olmayan öğrenciler için bu alışkanlığı kazanmaları, kitap okumanın keyfini yaşamaları açısından bulunmaz bir fırsattır. Bundan dolayı kitap okumak, iyi bir tatil programının olmazsa olmazlarındandır.

Tüm planlamaların ardından akıllara şu soru gelebilir: Peki, tatil demek ders çalışmak, tekrar yapmak ve kitap okumak mı demek? Tabii ki hayır!  Derslerin yorgunluğunun atılması, bedenin ve zihnin dinlenmesi ve rahatlaması da gerekir. Zaten okul olmadığından farklı aktivitelere ayıracak vakit olacaktır. Bundan dolayı da tatil programına keyif alınacak sosyal aktiviteleri de eklemek önemlidir.

Bu aktiviteler şunlar olabilir:
* Sevilen, geliştirici televizyon programlarını izlenmek.
* Bilgisayar ile çalışma ve bilgisayarda sınırlı oyun oynamak.
* Yakınları ziyaret etmek.
* Arkadaşlarla bir araya gelip ortak aktiviteler yapmak.
* Spor aktivitelerine katılmak.

* Kendisine katkı sağlayacak geziler ve hobilere daha çok zaman ayırmak.

9 Kasım 2017 Perşembe

SPOR GELİŞİME KATKI SAĞLIYOR


Spor, sadece sağlığı koruma ve güçlendirme amacı taşımıyor. Bedensel enerjinin ve ruhsal gerilimin boşaltılmasını sağlayan tedavi edici bir yönü de bulunuyor. Genel Müdürümüz Deniz Demirtaş, sporun anaokulu çağından itibaren yaygın bir şekilde eğitim programlarına dahil edilmesi gerektiği yönündeki tavsiyelerini aktarıyor.

Spor, sadece sağlığı koruma ve güçlendirme amacı taşımaz. Sporun bedensel enerjinin ve ruhsal geriliminin boşaltılmasını sağlayan tedavi edici bir yönü de vardır. Günümüzde spora olan ilginin giderek artıyor artması, beton duvarlar arasına sıkışmış hareketsiz, rutin yaşamların; sporun iyileştirici yönünü keşfederek, yeniden canlanma ve sağlığa kavuşma isteklerinin olumlu bir sonucudur.

Spor eğitiminin anaokulu, ilkokul, ortaokul ve lise seviyelerinde yaygın bir şekilde eğitim programlarına dahil edilmesi ve çocukların farklı spor branşlarında eğitim almaları ise çocukların sporda seyirci olmanın ötesine geçerek, sporu gündelik hayatlarının bir parçası ve bir yaşam kültürü haline getirebilmelerine imkan sağlar.

Düzenli fiziksel egzersizler, çocukların kemik ve merkezi sinir sistemi gelişimini olumlu yönde etkilerken, kilo kontrolü ile dengeli bir şekilde kilo almalarını sağlar. Bunun da ötesinde düzenli olarak spor yapan, bir branş üzerinde yoğunlaşan çocuklar özgüvenlerini ve sorumluluk bilincini geliştirirler. Zamanı doğru kullanabilme, başkalarıyla iletişim kurabilme becerilerini kazanırlar. Takım sporları sayesinde paylaşmayı, dayanışmayı, yardımlaşmayı, ekip çalışmasını öğrenen çocuklar, kendi yeteneklerini keşfederler. Sporla hafızalarını ve aynı zamanda da zekalarını güçlendiren çocuklar; geniş bir sosyal çevreye sahip olurlar ve olumlu benlik gelişimi edinirler. Yarışan, kazanan, kaybeden çocuklar farklı duygu ve heyecanları deneyimleyerek mutlu olabilmeyi öğrenirler. Sporda edindikleri bilgileri günlük yaşamlarına aktararak başarılı olurlar, takdir edilirler. 

Spora başlamadan önce çocuğun sağlık tablosunu öğrenmek ve çocukları sağlık durumlarına göre spor alanlarına yönlendirmek önem taşır. Örneğin; 5 – 8 yaş arası çocuklar bütün vücut hareketlerini içeren, büyük kas gruplarına yönelik hareketleri yapabilecekleri atletizm, yüzme ve jimnastik sporlarına yönelebilirler. 8 – 10 yaş civarındaki çocuklar ise daha çok takım sporlarına yönelerek branşların temel spor bilgi ve hareketlerini edinmeye başlayabilirler. Çocukluk döneminde halk oyunları, dans, bale gibi hareketli aktiviteler de çocukların sağlıklı yollardan enerjilerini boşaltmalarını sağlayabilir.

Her zaman, her yerde spor!
Zihinsel gelişim ile fiziksel gelişim paralel bir süreçle gerçekleşiyor ve bu süreçte fiziksel gelişim zihinsel gelişimi destekliyor. Erken dönemde ne kadar çok uyarıcı ile beyindeki nöronlar aktive edilirse, ilerleyen yaşlarda beyin canlılığını koruyarak, kapasitesini genişletebiliyor. Çocukluğundan itibaren sporun içinde olan bireyler, yeni şeyler öğrenmede ve vücutlarını daha etkili ve verimli kullanmakta daha başarılı oluyorlar. 

Bu olguyu desteklemesi gereken okul müfredatlarının da çocuklara sporun her zaman ve her yerde yapılabileceği algısını kazandıran spor eğitim programları ile zenginleştirilmesi önem taşıyor. Beden eğitimi derslerini Cross Action programları ile zenginleştiren KAYI Okulları, öğrencilerin herhangi bir ağırlık, alet ya da ekipman kullanmadan temelde vücut ağırlığı ile yapılan hareketleri öğrenmelerini sağlıyor. Zindelik kazandıran, eğlence ve aksiyon açısından çok zengin olan bu program kapsamında çocukların en doğal ihtiyaçları olan koşma, zıplama, tırmanma, kaldırma, atma vb. hareketleri günlük hayatları içinde daha özgür, sağlıklı ve güvenli olarak yapmalarına katkıda bulunmak amaçlanıyor. Tatilde, parkta, bahçede, evde, her yerde uygulanabilen, temel güç ve kondisyon çalışmalarını içeren bu program ile öğrencilerin sadece iyi birer sporcu değil, aynı zamanda çalışkan, kararlı ve dirençli bireyler olarak yetişmeleri hedefleniyor. 

Cross Action uygulamaları yaş gruplarına göre nasıl ilerliyor?
Cross Action, 3-16 yaş aralığındaki çocuklara özel olarak yaptırılan, onların yaş gruplarına uygun olarak yönetilen ve uygulanan bir metodolojiye sahip, “güç – kondisyon” bağlantısını esas alan bir program bütünü. Grup ortamında yer alan çocuklar, ölçülebilen sonuçlar veren eğlenceli ve merak uyandıran egzersizlere dahil olarak herhangi bir ağırlık, alet ya da ekipman kullanmadan temelde vücut ağırlığı ile yapılan hareketler topluluğunu tanıyorlar. Futboldan, yüzmeye, jimnastikten, kayağa kadar her spor dalı için temel bir disiplin kazanıyorlar.

Fiziksel ve ruhsal faydaları özel olarak incelenen program, postur analizi ve egzersiz eğitimini kapsayacak şekilde anasınıfından lise sınıflarına kadar tüm seviyelerde müfredat içerisinde yer alıyor. Anaokulu yaş grubundaki çocuklar kendi yaşlarına uygun özel antrenman programlarına katılırken, ilkokul, ortaokul ve lise için ayrı antrenman programları uygulanıyor. Her yaş grubu öğrencinin gelişimi takip edilerek yaşı ilerledikçe tüm programlara dahil edilmesi sağlanıyor.

Erken çocukluk dönemlerinde, çocukların fiziksel ve nörolojik gelişimlerini destekleyen Cross Action programı; ergenlik dönemlerinde, gençlerin güçlenip, kondisyon kazanmaları, yaptıkları diğer sporlara da eğlenceli ve etkili bir şekilde temel oluşturmalarını sağlıyor.

7 Kasım 2017 Salı

LİSEYE GEÇİŞTE MAHALLİ YERLEŞTİRME SİSTEMİ NELER GETİRİYOR?


Ortaokulun ardından liseye geçişte TEOG yerine getirilen yeni model, kısa ve uzun vadeli birçok değişimi beraberinde getiriyor. Hem TEOG hem de daha önceki modellerle karşılaştırıldığında sistem iki temel farklılık arz ediyor: İlki, yapılacak merkezi sınava katılımın isteğe bırakılması. Diğeri ise merkezi sınava girmeyen veya sınava girdiği halde başarılı olamayan öğrenciler için eğitim bölgesine göre mahalli yerleştirme yapılacak olması. KAYI Okulları Genel Müdürü Deniz Demirtaş, bu sistemin getireceği yeniliklerle ilgili değerlendirmelerini paylaşıyor.

Liseye geçişte TEOG yerine gelen yeni modelin temelini oluşturan “eğitim bölgesi mahalli yerleştirme sisteminde” mahalli diye anılan sınırların geniş çapta ele alınması, öğrencilerin istemedikleri bir okula gitmek zorunda kalmasını engelleyebilecektir. Sayısı 1 milyonun üzerinde olan, yüzde 92 gibi ciddi bir çoğunluğun devam edeceği ve sınavsız girilebilecek liselerin; hem potansiyel talebi karşılayacak tür ve sayıda hem de öğrencilerin akademik ve sosyal gelişimini destekleyecek nitelikte olması gerekmektedir. 

Bir eğitim bölgesi sınırı içinde, nitelikli okullar ayarında fen liseleri, sosyal bilimler liseleri, Anadolu liseleri ve meslek liseleri çeşitliliğinde okullar bulunur hale getirilmelidir. Bu kapsamda sınavsız girilebilecek okulların yeniden organize edilerek itibarlarının yükseltilmesi, istenerek talep edilir hale getirilmesi uygun olacaktır. Böyle bir çeşitlilik ve kalite sunulamadığında, eğitimde fırsat eşitliğinden söz etmek mümkün olmayacaktır.

“Yüzde 9’luk dilimden başlayarak göreceli olarak nitelikli okulların bulunduğu bölgeye yönelecek ikamet göçü sebebi ile arzın üstünde bir talep oluşursa açıkta kalan olur mu? Açıkta kalan öğrenciler, bu beş tercih dışında başka bir okula mı yerleşir?” sorularının cevaplanması gerekmektedir. Dolayısıyla kendi beş tercihi dışındaki bir okula yerleştirilen öğrencilerde bir memnuniyetsizlik oluşabilecektir.

Yeni sistem MYS, sınava girmeyi seçime bırakan yanıyla, bazı öğrencilerin üzerinden sınav stresini alırken, “nitelikli bir lisede” okumak isteyip bunu ancak sınavda alacağı yüksek puan ve yüzde 8’lik dilime girmekle mümkün hale getirebilecek öğrencilerin sınav stresini tüm yıla yayacak.  Bu arada, sınav stresi yüksek bir puan alarak özel liselere burslu yerleşmek isteyen öğrenciler için de devam ediyor; çünkü özel liseler burslu öğrenci alırken, merkezi sınavın ya da kendilerinin yapacağı bir değerlendirme sınavının sonucuna bakacaklar.

TEOG’da sadece son sınıfın müfredatından sorumlu olan 8. sınıf öğrencilerinin, bu sene haziran ayında girecekleri 60 soruluk temel bilimler testinde, 6 ve 7. sınıf konularından da sorumlu tutulacak olmaları, stresi katlayan faktörlerden biri olacaktır. Çünkü TEOG, 8. sınıf müfredatından oluşuyordu. Bu noktada okullara büyük iş düşüyor. Kalan zamanda, 8. sınıf öğrencileri için 6 ve 7. sınıf kazanımlarına geri dönebilecekleri, bu anlamda öğrencileri destekleyecekleri yeni bir planlama yapmaları gerekiyor. Sınavın kapsamının bu yıla özel 8. sınıf müfredatıyla sınırlı tutulması, uygulamaya kademeli biçimde geçilmesi kaygı düzeyini azaltacaktır. Bu arada 6 ve 7. sınıf konularının sınav müfredatına dâhil edilmesi, zaman içinde özel okullara veya etüt merkezlerine talebi arttıracak gibi görünüyor. Her nasıl olursa olsun sınav sorularının ezber bilgiyi ölçmeyen, analitik düşünme becerisini kullanmayı gerektiren, yorumla yanıtlanabilecek özellikte hazırlanması, yeni sınavın eleme ve seçme niteliğini arttıracaktır. 

Liseye geçişte son yıllarda uygulanan tüm sistemler değerlendirildiğinde, okulların öğrenci aldıkları yüzdelik dilimler, yıl bazında ortaya çıkan küçük oynamalarla aşağı yukarı netleşmiş durumda. Yeni sistemin, “nitelikli” sıfatıyla yüzde 8 içinde ele aldığı okullar dışında kalan ve yüzde 12’lik dilime kadar inen skalada, iyi okullar mevcut. İşte bu okullar, sınavda istediği başarıyı yakalayamayıp yüzde 8 içinde yer bulamayan, akademik niteliği yüksek öğrencilerin devam edeceği okullar olacak. Bu okullara, sınavsız mahalli yerleştirmeyle de girecek öğrenciler olacak ve bu ikisi karılacak. Ortaya hayatı temsil eden karma bir profil çıkacak. Bu heterojen dağılım, farklı gelişim düzeylerindeki öğrencileri bir araya getirmesi açısından iletişim becerilerini geliştirecek ve akran öğrenmesini sağlayacak olmasıyla uzun vadede olumlu sonuçlar doğuracaktır. 

24 Ekim 2017 Salı

YENİ SİSTEM İLE NELER DEĞİŞECEK?


"Üniversiteye giriş sınavlarında yapılan değişiklik, eski sistemin aksayan taraflarını giderme amacıyla yola çıkılmış olması bakımından önem taşıyor." diyen KAYI Okulları Genel Müdürü Deniz Demirtaş üniversiteye giriş sisteminde yapılan değişikliği değerlendiriyor.

Puan türlerinin ve sınav oturumlarının azaltılmış olması, öğrencilerin karmaşıklıktan uzak, daha yalın bir sistemle karşılaşması anlamına gelecek, bu durum sınavda öğrenci başarısını ve motivasyonunu arttıracak. Böylece öğrencilerin üzerinde uzun süre devam eden sınav stresi ve baskısı hafifleyecek. Öte yandan Eşit Ağırlık puanını oluşturacak testlere, tarih ve felsefe grubu derslerin dahil edilmemiş olması, öğrencilerin bu derslere gereken önemi vermemesi sonucunu doğurabilecektir. Oysaki, bu iki ders, muhakeme becerisi oluşturmada belirleyici dersler olarak öne çıkmaktadır.

 Zamanlama olarak haziran ayında yani eğitim yılının sonunda veya tamamlanmasının ardından öğrencilerin sınava girecek olması da 12. sınıf eğitim müfredatının tam olarak öğrencilere aktarılması, okul motivasyonunun yıl sonuna kadar korunması açısından doğru bir karar. Yeni sistemde orta öğretim başarı puanının yine etkili olacağı görülüyor. Bu noktada önerimiz orta öğretim başarı puanının daha adil belirlenmesi açısından MEB tarafından 9, 10 ve 11. sınıflarda uygulanacak merkezi, açık uçlu sınavların devreye alınmasıdır. Açık uçlu sınavlar ve bu sınavlar sonrasında yapılacak öğrenciye özel takviye çalışmaları ve ödevlendirmeler; öğrenme kalitesini tüm lise sürecinde arttıracaktır.

30 Eylül 2017 Cumartesi

ÇOCUĞUNUZ HALA OKULA UYUM SAĞLAYAMADIYSA...


2017-2018 eğitim yılında okula ilk defa adım atan okul öncesi, hazırlık ve ilkokul dönemlerindeki çocuklar, yeni bir kademeye başlayan öğrenciler sıklıkla okula uyum temelli sorunlarla karşılaşabiliyor. Çocukların bu konudaki kaygıları kimi zaman uzmanlar eşliğinde incelenmesi gereken daha temel sorunları işaret etse de, çoğunlukla ailelerin üstesinden kolaylıkla gelebileceği bir uyum süreci olarak görülüyor. Çocukların her gün yeni bir şeyler öğrenmenin keyfini yaşadıkları, eğlendikleri, mutlu ve değerli olduklarını hissettikleri bir eğitim ortamında okula daha kolay uyum sağladıklarını belirten KAYI Okulları Genel Müdürü Deniz Demirtaş, bu süreci çok daha sancısız geçirmek isteyen aileler için önerilerini paylaşıyor.

Okula uyum süreci merak ve korkunun birbirine karışmış halde yaşandığı bir süreçtir. İç içe geçmiş bu iki duygunun kaynağına baktığımızda sıklıkla bilinmezliğin yarattığı karmaşayla karşılaşırız. Okulun nasıl bir yer olduğunu, okulda nasıl insanlar olduğunu, okula neden gittiğini, okulda ne kadar ve nasıl zaman geçireceğini tam olarak bilemeyen bir çocuk için tüm bu cevap bulamadığı sorular okula uyum sürecini zorlaştıran kaygılara neden olabilir. Bu bilinmezliğin içinde her çocuk farklı soru işaretleri ile birlikte okulla tanışır.

Bu ilk tanışma döneminde okula “merhaba” diyen çocuklar için birlikte vakit geçirdikleri anne-babadan ayrılmak da okul ile bağdaştırılan olumsuz bir etki yaratabilir. Bu süreci zorlaştıran yenikliklerden bir diğeri de yeni sınırların, doğruların ve yanlışların olduğu büyük bir grubun bir parçası olmaya alışmaktır. Çocuklar içine dahil oldukları, olmaya çalıştıkları yeni grupların içinde paylaşmayı, sınırları, kendi haklarını ve bu hakları nerede, nasıl, ne şekilde koruyacaklarını öğrenirler.

Uyum sürecine dikkat!
Tüm bunları hesaba kattığımızda okul öncesi, hazırlık, ilkokul dönemlerinde daha sık karşılaşılan okula uyum temelli sorunların aslında normal bir süreç olduğunu görmekteyiz. Peki, küçük çocuklarımızın dünyalarında büyük yer kaplayan okul ile ilgili soru işaretlerini ve okul kaygısını azaltmak, okula uyum sürecinde onların yanında olabilmek için neler yapabiliriz?
Okula uyum, evde başlar. Uzun bir tatil sonrası evde tekrar düzenli bir yaşamın başlaması kilit noktadır. Bu açıdan aileler teknolojik aletlerin kullanım süresini, ders çalışma, uyku saati gibi zamanlamaları öncelikle düzenlemelidir.
Çocukların okulu keşfetmeleri, okula ve eğitmenlerine güvenmeleri bir süreçtir. Bu alışma döneminde çocuğunuzla, okul ve öğretmenleriyle ilgili olumlu yorumlarınızı, okulun güvenli bir yer olduğuna dair inancınızı paylaşmanız uyum sürecini kolaylaştıracaktır.
Okulda kimlerin olduğunu, birlikte neler yapacaklarını, anne ve babaların niçin okulda olmadıklarını açıklamanız, okulda yapılan aktiviteler üzerine sohbet etmeniz okul kavramının çocuklarda yerleşmesine ve uyum sürecine destek olacaktır.
Çocuğunuzun okul içerisinde gün içinde karşılaşacağı insanları tanımasının yanı sıra kullanacağı alanları tanıması, arkadaşlık bağları kurması okula olan olumlu bakış açısını geliştirecektir.
Okula uyum sürecinde yaşanabilen baş ağrısı, mide bulantısı gibi psikomatik sorunlarla karşılaşıldığında okul rehberlik biriminden destek almak ve yönlendirmelerine göre hareket etmek tutum birliği açısından önem taşır. Bu noktada çocuğa okuldaki her sorunu ailesiyle ve rehberlik birimiyle paylaşabileceği anlatılmalıdır. 
Okula bırakma sürecinde vedalaşmalar kısa ve net olmalıdır. Vedalaşma sürecinde çocuğunuzu alacağınızı, eve döneceği saati belirtmeniz onu rahatlatacaktır.

14 Eylül 2017 Perşembe

KİTAP OKUMAK VE MATEMATİK


Kitap okumakla matematiği anlamak arasında o kadar güçlü bir bağ var ki…

Bugüne kadar kitap okumanın birçok faydası olduğunu duymuşsunuzdur. Yapılan çalışmalar gösteriyor ki uyku problemi yaşayanlara kitap okumak ilaç gibi geliyor. Kitap okuyan kişiler kitaplardaki karakterlerle kendilerini özdeşleştirdikleri için empati kurma yeteneği kazanıyorlar. Kitap okumak ciddi anlamda stresi azaltıyor, depresyon ve bunalımdan kurtulmayı sağlıyor. Kitap okuyan insanlar daha sosyal, daha açık fikirli ve iyi bir dinleyici olabiliyorlar. Farkındalık seviyeleri yükselirken, karşılaştıkları zorlukları daha iyi atlatabilme becerisi elde ediyorlar. Kitap okumak beyin fonksiyonlarını ve hafızayı da güçlendiriyor. Ve kitap okumak matematik dersinde başarı getiriyor!

Garip geldi değil mi? Her ne kadar ilk bakışta bir bağlantısı yokmuş gibi görünse de kitap okumak, matematik bilimini anlamayı kolaylaştırıyor, sayısal derslerdeki başarıyı olumlu yönde etkiliyor. Bir matematik öğretmeni olarak itiraf etmeliyim ki bu bağın bu kadar güçlü olduğunu çok geç anladım.

Yıllar önce bir gün bir öğrencim bir matematik sorusu sordu, aslında sorunun yönergesi çok açık ve netti. Soruyu neden anlamadığını çözmek için, yazıların küçük olmasını bahane edip “Okuyamıyorum bana soruyu sen anlatır mısın?” diye sordum. Soruyu tekrar okudu, “Hayır okuma, anlat” dedim. Ama o yine okudu. Anlatamadı! “Hikayeleştir, öyle anlat” diye seçenek sundum, yine ses yok. Sonra metinde yazan kelimelerin anlamlarını sordum, kelimelerin anlamlarıyla yakından ilgisi olmayan cevaplar aldım. Bunu matematik dersinde sorun yaşayan tüm öğrencilerimde uygulamaya başladım ve sonuç maalesef aynıydı. O an anladım ki çocuklar aslında soruyu okumuyor, okuduğunu sanıyor. Matematikte normal okumak yerine okuduğunuzu anlamak çok önemlidir. Ama öğrenci anlamıyor, anlamaya çalışmıyor. Çünkü nasıl anlaması gerektiğini bilmiyor. Anlamadığı bir şey için çocuğa sorular sormanın, hatta cevap beklemenin manası ne peki? Neden okuduğunu anlamıyor? Bence bunun tek bir nedeni var: Kitap okumamak.

Matematik, düşünmeye dayalı bir bilimdir. Kelimelerle düşünür, kelimelerin anlamlarından sorunun ne anlattığını, ne istediğini çıkarırız. Sonra muhakeme yapar ve sonuca ulaşırız. Bu adımların daha 1. basamağında yani kelimelerle düşünme aşamasını geçemeyen öğrenciler “yapamıyorum” diyerek işin içinden çıkıyor. En kötüsü de ne biliyor musunuz? Neden yapamadığını merak bile etmiyor. Çünkü sorgulama yeteneği yok, muhakeme yapamıyor, neden-sonuç ilişkisi kuramıyor. Peki neden? Çünkü kitap okumuyor! Bugün gençliğin yaşadığı sorunlara çözüm bulamamasının ve sorunlar karşısında çaresiz kalmasının nedeni de kitap okumamasıdır. Kendini ifade edememesinin, sorunlarını başkasıyla tartışacak kapasiteye sahip olamamasının nedeni de kitap okumayışından kaynaklıdır. Gençlik, kendisi için ekmek su kadar önemli olan kitabı göz ardı etmemelidir. Bunu sağlayacak etkenlerden biri hatta en önemlisi öğretmendir.

Kitap okumak, kelime haznemizi geliştiren bir uğraş olduğu için dolaylı da olsa düşünme yetimizin gelişmesine ve dolayısıyla matematik öğrenmeye katkı sağlar. Ayrıca kitap okumak, farklı bakış açılarını da görmemizi sağladığı için eleştirel düşünme yetimize katkıda bulunur. Eleştirel düşünebilme matematik için olmazsa olmaz değil mi?

Bir yazıyı hem hızlı hem de her kelimesini anlayarak okumayı öğrenirsiniz. Ufkunuz açılır. Katılmıyor olsanız bile diğer insanların neler düşündüğünü, nasıl bir bakış açısına sahip olduğunu öğrenirsiniz. Dil bilginiz gelişir. Kitap okuyan kişi, bir kelimenin birden çok anlama gelebileceğini bilir. Günümüz koşullarında bilgiye ulaşmanın birçok yolu vardır: Konferanslar dinlemek, seminerlere katılmak, belgesel seyretmek vb. Ancak, bu çalışmalarda insanın durup düşünmeye, ihtiyacı olduğunda bu bilgiye tekrar ulaşma olanağı yoktur. Fakat kitap okurken kişinin düşünmeye zamanı ve tekrar tekrar aynı bilgiye ulaşabilme olanağı vardır. Matematik için gerekli olan tekrar yeteneği bu sayede ancak kazanılabilir.

Bunların hepsini aslında biliyoruz değil mi? Peki neden uygulamıyor gençlik? Klişe olacak belki ama neredeyse her yerde kitaplar ve kütüphaneler var artık. İsteyen istediği anda alıp okuyabilir. Fakat buna rağmen ülkemizde kitap okuma oranı beklentilerin çok çok altında.

Yoksa bu durumun sorumlularından biri de aslında öğretmenler mi? Doğru kanaldan öğrenciye ulaşıp ona kitap okuma alışkanlığı edindiremez miyiz? Matematik dersinde fonksiyonlar yerine, mesela okuduğum bir kitabı anlatmaya başlasam, dikkat çekmez miyim? “Siz en son hangi kitabı okudunuz, hikayesini anlatsana, tavsiye eder misin?” diye dersi biraz renklendirsem teşvik etmiş olmaz mıyım kitap okumaya? Bu tarafımca denenmiş bir uygulamadır ve kesinlikle olumlu sonuç vermiştir.

Akıp giden insanlığın ortak zekasının anıtsal abidesidir Matematik. Yeter ki akıp giden bu enerjiyi algılayabilelim ve anlayabilelim. Bunun için de kitap okuyalım ve öğretmenler olarak kendi yöntemlerimizce öğrencilerimizi okumaya teşvik edelim.

KAYI Okulları Matematik Öğretmeni, Kıymet Çelik

13 Eylül 2017 Çarşamba

AKADEMİK BAŞARI MI? SOSYAL BAŞARI MI?


Sadece akademik başarıya odaklanan klasik eğitim alışkanlıkları oldukça geride kaldı. Akademik ve sosyal öğrenmelerin iç içe geçtiği, öğrencilerin özgün uygulama ve derslerle farklı disiplinleri tanıyarak, doğa ile iç içe eğitimlerine devam ettikleri, yabancı dil bilgilerini üst düzeye taşıyabildikleri eğitim programları ortaokul seçiminde ebeveynlerin öncelikleri arasında yer alıyor.

İlkokulun tamamlanmasının ardından çocuklarının devam edeceği ortaokulu seçmek ailelerin en önemli gündem maddelerinden birini oluşturuyor. Aileler artık, çocuklarının sadece yabancı dil bilgisi edinmelerini ya da TEOG sınavlarına hazırlanmalarını yeterli bulmuyor. Dört yıl süren yoğun akademik dönem içerisinde çocuklarının kendilerini keşfetmelerini, kişisel yetenek ve sosyal becerilerini de geliştirebilmelerini istiyorlar. Bütüncül bir yaklaşımla öğrencilerin hem akademik hem de sosyal becerileri gelişmiş bireyler olarak lise sıralarına taşınmasının, günümüzde çok daha fazla önem kazandığına dikkat çeken KAYI Okulları Genel Müdürü Deniz Demirtaş, ailelere ortaokul seçiminde rehber olabilecek öncelikleri aktarıyor.  

Yabancı Dil Programı ile Ortaokula Adaptasyon
İlkokuldan sonra öğrencilerin ortaokula, yabancı dil bilgisi ediniminin hedeflendiği 5. Sınıf Hazırlık Programı ile başlamaları akademik olgunluk düzeylerini kademeli olarak geliştirmelerine ve ortaokula daha kolay uyum sağlamalarına imkan tanıyor. 5. Sınıf Hazırlık Programı öğrencilerin yabancı dili hayatlarının içine almaları ve yabancı dil okuma, konuşma ve yazma becerilerini üst düzeye taşımaları açısından da önem taşıyor. Hazırlık yılında uygulanan 21 saatlik yabancı dil programı ile öğrencilerin haftada 18 saat İngilizce eğitiminin yanı sıra Almanca ya da İspanyolca olarak seçtikleri ikinci yabancı dil alanında da haftada 3 saatlik eğitim alabildiklerini belirten KAYI Okulları CEO’su Deniz Demirtaş, dil öğrenimin çeşitli etkinlik ve gezilerle, müzik, oyun, video ve yaratıcılık temelli projelerle desteklenmesi gerektiğini, öğrencilerin yaz döneminde katılabilecekleri yurt dışı yaz okulu programları ile yabancı dil bilgilerini pekiştirmeleri gerektiğini ifade ediyor.

Matematik, Fen Bilimleri, Sanat ve Spor Alanlarında İngilizce Okuryazarlık
İngilizce konuşma, yazma, okuma ve anlama becerilerinin farklı disiplinlerle işbirliği içerisinde geliştirilmesi, dil eğitimi ile bütünleştirilmiş Matematik, Fen Bilimleri, Sanat ve Spor Alanlarında İngilizce Okuryazarlık eğitimi öğrencilerin yabancı dil bilgilerini uluslararası standartlara taşımalarına imkan sağlıyor. Farklı branşlardaki İngilizce okuryazarlığı bilgilerini MEB müfredatına entegre edilen Edexcel International Lower Secondary Curriculum programı ile tamamlayabilen KAYI Ortaokulu öğrencileri uluslararası lise sistemine hazırlanırken, Trinity College London “The Trinity Stars: Young Performers in English Award” programına katılarak İngilizce’yi drama, müzik, şiir, tiyatro, oyun ve hikaye anlatımı gibi beceri ve performans bazlı yöntemlerle kalıcı bir şekilde öğreniyor ve uluslararası nitelikli sertifikalar edinebiliyorlar.

Atölyelerde Üreterek Öğrenme - Doğanın İçinde Eğitim 
Klasik eğitim alışkanlıklarından uzak, akademik ve sosyal öğrenmelerin ayrılmaz bir bütünün parçaları olarak kabul edildiği eğitim modelleri çocukların çevrelerine ve hayata dair yepyeni keşifler yapabilmelerini, renkli ve yaratıcı yanlarını özgürce öne çıkarabilmelerini, sadece sınavlara takılı kalmayıp sosyal hayatta da başarılı olmalarını sağlıyor. STEM, Görsel Sanatlar, Marangoz ve Maker, Yağlı Boya, Heykel ve Seramik, Işık, Dijital, Mutfak, Yaşayan Organizmalar, Teknik Çizim Atölyeleri gibi çeşitli sanat ve zanaat atölyeleri ile öğrencilerin kendilerini farklı dillerle ifade etmelerinin önem taşıdığını belirten KAYI Okulları CEO’su Deniz Demirtaş, akademik olarak öğretilmek istenen her bilimin karşılığının doğada bulunduğu anlayışından yola çıkarak, dört duvar arasına sıkışmayan, doğa ile iç içe kurgulanan eğitim programları ile çocukların kendilerini doğanın bir parçası olduklarını hissederek, ormanda koşarak, dokunarak, görerek, koklayarak, keşfetmelerinin ve yaşam becerileri edinmelerinin sağlanması gerektiğine dikkat çekiyor.

TEOG Hazırlığı ve Özel Etütler
Eğitim yaşamının önemli dönemeçlerinden biri olan TEOG Sınavlarında başarı, hazırlık sürecinde yürütülen planlı ve yoğun bir çalışma programı ile gerçekleşebiliyor. Haftalık 50 saatlik ders ile “TEOG yılı” olarak adlandırılan 8. sınıf programının Cumartesi Kursları, Birebir Etütler, Test Kulübü, Grup Etütleri, Konu Etütleri, Haftalık Ayna Sınavları, Deneme Sınavları, TEOG Kampı gibi özgün uygulamaları içerdiğini belirten KAYI Okulları CEO’su Deniz Demirtaş, koçluk sistemi ve %100 öğrenci merkezli yaklaşımla öğrencilerin tam öğrenmeyi gerçekleştirerek sınavlarda yüksek başarı dereceleri elde edebileceklerini ifade ediyor.

ÇOCUĞUNUZ OKULA HAZIR MI?


Okula ilk defa adım atacak çocuğunuz hayatının bu yeni dönemine hazır mı? KAYI Okulları Genel Müdürü Deniz Demirtaş, anaokulu ve ilkokul düzeyinde okula başlayacak çocukların uyum sürecini kolaylaştıran altın değerindeki tavsiyelerini ailelerle paylaşıyor. 

Çocuğunuz anaokuluna başlayacaksa;
- Sancısız ayrılık ortamı oluşturun: Hem öğretmen hem çocuk hem de ebeveynler için en stresli gün olan okulun ilk günü, ilerleyen yaşlarda da hafızalardan çıkmayan bir fotoğraf karesine dönüşüyor. Bu fotoğrafın rengarenk hatırlanması ise velilerin ve öğretmenlerin öğrenciye olan yaklaşımıyla sağlanıyor. Çocuğunuzdan ayrılmak ne kadar zor gelse de bunu kesinlikle çocuğunuza yansıtmamanız ve bu durumun çok doğal bir süreç olduğunu hissettirmeniz gerekiyor. Çocuğunuza uzun uzun sarılarak ve kucaklayarak değil, elinden tutarak sınıfına götürmeniz çocuğunuzun özgüveni açısından çok önemlidir.

- Sabırlı, tutarlı ve destekleyici olun: Uyum süresi boyunca çocuğun düzenli olarak okula getirilmesi çok önemlidir. Çocuğa terk edildiği hissini vermemek adına kaçar gibi yanından uzaklaşmak yerine, “Şu saatte seni okuldan alacağım” gibi net bir cümleyle çocuğunuzdan sıcak bir şekilde ayrılıp, söylediğiniz saatte çocuğunuzun yanında olmalısınız. Çocuğunuzun okulda öğrendiklerini desteklemek adına evinizde de pekiştirici materyallere yer açmalısınız. Böylece ev ve okul arasındaki ayrımı sağlayan kesin çizgiyi yumuşatıp, çocuğunuzun okula uyum sürecini hızlandırmış olacaksınız.

- Okul sonrasında çocuğunuzu ilgiyle dinleyin: Yatmadan önce anne, baba ve çocuk bir araya gelerek günün değerlendirmesini yapmaya çalışın. Çocuğunuzu fazla yönlendirmeden onun anlatmasını, kendi kelimelerini kullanmasını destekleyin. Size heyecanla anlatmasına izin verirseniz, bir müddet sonra kendiliğinden anlatmak isteyecektir. Bununla birlikte bazı çocuklar, ailelerine okul yaşantılarını aktarmak istemezler. Okulda neler olduğunu, neler yaptığını merak ediyorsanız ama sorularınıza cevap alamıyorsanız ısrarla sormaktan vazgeçmelisiniz. Onunla farklı ortamlarda ve birlikte oyun oynarken sohbet ederseniz, merak ettiğiniz konularla ilgili şeyleri size kendi isteğiyle anlatacaktır.

Çocuğunuz ilkokula başlayacaksa;
- Çocuğunuzu bilinçlendirin: Oyunun ve eğlenceli aktivitelerin ön planda tutulduğu anaokulu süreci sonrasında çocuğun yeni sorumluluklar alacağı, yeni öğretmenlerine alışacağı ilkokul dönemi başlıyor. Özellikle 2 veya 3 yıl boyunca okul öncesi eğitim görmüş çocuklar için daha da zorlu geçebilecek bu süreçte en önemli görev aileye düşüyor. Çocuğunuzu ilkokulda kendisini nasıl bir ortamın beklediği konusunda bilinçlendirmeniz önem taşıyor. Okul açılmadan önce çocuğunuzla birlikte eğitim göreceği alanları gezmeniz, oryantasyon programına katılmanız çocuğunuzun uyum sürecini olumlu şekilde etkileyecektir. 

- Ödevleri kâbus haline getirmeyin: İlkokul başlangıcında yazma becerilerinin gelişmesi amacıyla verilen ödev niteliğindeki alıştırmalar, birer zorunluluk haline geldiğinde çocuğunuz için sıkıcı bir aktivite haline dönüşebilir. Alıştırmalara başlarken çocuğunuzu desteklemeniz, becerilerinin gelişimini vurgulayan olumlu geri bildirimlerde bulunmanız doğru bir tutum olacaktır. Çok küçük yaşlarından itibaren çocuğunuza sorumluluk bilincini aşılamayı başardıysanız, verilen alıştırma çalışmalarıyla ilgili ancak ufak tefek sıkıntılar yaşarsınız. Fakat çocuğunuzun alması gereken sorumlulukları siz almışsanız ve ona hiçbir şey yaptırmamışsanız, bunun ilk sıkıntısıyla ödev sürecinde karşılaşmış olacaksınız. Bu durumda sınıf öğretmeninden ve okulun rehberlik biriminden destek alarak çocuğunuzu doğru şekilde yönlendirebilir, sorumluluk duygusunu geliştirici yaklaşımlarla ilerleyebilirsiniz.

- İlk okuma heyecanını destekleyin ve sürekli hale getirin: Her çocuğun okumayı öğrenme ve okuma hızları birbirinden farklıdır. Bu süreçte kıyaslama yapmak yerine sabırlı davranmalı ve çocuğunuzu bunaltmadan farklı alıştırmalarla öğrendiklerini desteklemelisiniz. Çocuğunuz okumaya başladığı ilk zamanlar bambaşka bir dünyaya adım atmanın heyecanıyla, gördüğü her şeyi okumaya başlayacaktır. Eğer ilk okumayı öğrenme süreci sancılı geçtiyse çocuğunuz kitap okumaktan soğuyabilir. Bu süreçte kitap okuma eylemini sürekli hale getirmek çok önemlidir. Kitabı hayatınızdan hiç eksik etmeyerek, kitapların hayatınızın vazgeçilmez bir parçası olduğunu çocuğunuza hissettirmelisiniz. 

7 Temmuz 2017 Cuma

TATİL ÖNERİLERİ


2016-2017 eğitim öğretim yılının tamamlanmasının ardından uzun bir tatil dönemine giren öğrenciler, doğru bir şekilde değerlendirdiklerinde yenilenme, gelişme ve donanım edinme açısından yaz tatilinde önemli kazanımlar sağlayabilirler. Genel Müdürümüz Deniz Demirtaş, öğrencileri ve velileri yeni eğitim öğretim dönemine hazırlayacak altın tavsiyeleriyle yaz tatilinin çok daha verimli geçebileceğine dikkat çekiyor.
Teknoloji ve eğitimi birleştirin: Daha az bilgisayar oyunu, daha kısa süreli izlenen televizyon, düzenli uyku saati… Tatilde bu kuralların kısmen esnetilmesi söz konusu olsa da tamamen kaldırılmamasına özen gösterilmelidir. Çocuklar bu dönemde televizyonla ya da teknolojik aletlerle daha fazla zaman geçirmek isteyebilirler hatta bunun bir ödül olduğunu düşünebilirler. Ebeveynlerin yapması gereken çocuklarıyla beraber bir program oluşturarak, teknolojiyi verimli kullanmalarına olanak sağlamak olacaktır. Rehber öğretmenlerden eğlenceli ve öğretici teknolojik uygulamalara dair bilgi alınarak, çocukların zamanlarını doğru değerlendirmeleri sağlanabilir.
Aile içi aktivitelere zaman ayırın: Yoğun okul temposu, ödevler, sınav hazırlıkları derken çocukların ebeveynleri ile geçirdikleri zaman kısıtlı olabiliyor. Ailecek yapmaktan keyif aldığınız aktivitelerin bir listesini çıkarın ve bu aktiviteleri hayatınıza dahil edin. Bizim de öğrencilerimize sıklıkla önerdiğimiz konu tekrarı, özellikle sözel dersler için aile arasında bir oyun haline getirilerek de keyifle yapılabilir. Bununla birlikte ailenin tüm fertlerinin katılımı ile okuma saatleri belirlenip, o saatler arasında hep birlikte kitap okumak da tatilin en faydalı aktivitelerinden biri olacaktır.
Ailece yapacağınız aktivitelere yabancı dili daha fazla dahil edin: Yabancı dil sadece öğrenim süreci için değil, aynı zamanda sosyal hayat ve kariyer için de büyük önem taşıyor. Hazırlık sınıfı öğrencileri almış oldukları yabancı dil eğitimini pekiştirmek adına tatilde birçok fırsat bulabilir. Evde, turistik mekânlarda, arkadaşlar arasında yabancı dil ile iletişime geçmeleri pratiklik kazanmalarını sağlayabilir. Ayrıca öğrenilen dilde kitaplar okumak, filmler izlemek, oyunlar oynamak ve müzik dinlemek de oldukça önem taşıyor. KAYI Okullarında öğrencilerimize, günlük hayatlarının içine doğal bir akışla İngilizceyi dahil etmelerini sağlamak amacıyla yurt dışında, özellikle de Malta’da İngilizce yaz okulu deneyimini sunmaktayız. Böylelikle sosyal hayatlarında özgüvenlerini arttırmak, farklı kültürlerden insanları tanımak ve onlarla iletişim kurabilmek ve hayatın değişik alanlarında (seyahat, alış veriş, sanat…) İngilizceyi kullanma fırsatı oluşturmaktayız.

Çocuğunuzun uğraşmaktan keyif alacağı hobiyi uzmanının yanında denemesini sağlayın: Müzik, dans, resim, spor, el sanatları… Yaşları kaç olursa olsun çocuklar hangi aktiviteyi yaparken kendilerini mutlu hissediyorlarsa o işi yapan profesyoneller ile bir araya gelmek kendilerini iyi hissetmelerini sağlayacaktır. İşin profesyonelleriyle tanışarak hobilerini hem geliştirebilir hem de kendilerine yeni ufuklar açabilirler.


Sınıf seviyesine göre ders çalışma programı oluşturun: Bütün bir senenin yorgunluğunun atılması, bedenin ve zihnin dinlenmesi ve rahatlaması için yapılan aktivitelerin yanı sıra yeni bir eğitim-öğretim dönemine eksiksiz başlamak adına ders çalışma programlarının da oluşturulması uygun olacaktır. Konu tekrarı yapmak, eksik kalan konuları tamamlamak, zayıf hissedilen derslere ya da konulara yoğunlaşmak, yeni konulara çalışmak yaz döneminde ihmal edilmemelidir.  

25 Mayıs 2017 Perşembe

SINAV KORKUSU


SINAV KORKUSUNA FARKLI PENCERELERDEN BAKIŞ
Hikayenin neresinde olursak olalım bazen fısıltılarını işittiğimiz ve görmezden gelmeye çalıştığımız bazen çığlıklarına kulaklarımızı tıkamaktan başka elimizden bir şey gelmeyen sihirli iki kelime; sınav korkusu. Peki; neden, ne zaman, ne kadar, nasıl?
   •Bizleri, çocuklarımızı bu duyguyla yüzleşmek durumunda bırakan değişkenler neler?
   •Hepimiz aynı düzeyde mi etkisi altındayız bu duygunun yoksa bazılarımız biraz daha mı şanslı?
   •Bu kadar öcü müdür bu duygu yoksa mevcut koşullardan beslenerek mi sevimsizleşir?
Hepimizin bu sorulara verebileceği birer cevabı vardır elbette ama gelin bakalım psikoloji bilimi nasıl cevaplandırıyor bu soruları.

SINAV KORKUSUNA BİYOLOJİK YAKLAŞIM
Hızlı kalp çarpması, ağız kuruması ve avuçların terlemesi gibi sınav korkusunun duygusal bileşeni olarak tanımladığımız tepkileri muhtemelen hepimiz yaşamışızdır. Sınava tabi tutulmak bir tarafa sınava girmeyi düşündüğümüz zaman bile stresli düşüncelerimiz duygusal bileşenleri tetikler. Tetiklenen duygusal bileşenlerin bilgilerin işlenmesi sürecine etkileri hata yapma ihtimalimizi yükseltir (Cassady & Johnson, 2002). Peki sizce bu tepkilerden biri olan avuç terlemesi ne kadar yüksek düzeyde tetiklenebilir? 1991 yılında yapılan ve deneklerin 2007’den başlayarak 7’şerli olarak geri geri saymalarının beklendiği bir deneyde deneklerin avuç terlemesinde kayda değer bir artış olduğu gözlenmiştir. Basit bir görev olmasına rağmen böyle bir artış söz konusuyken sınava girdiğiniz zaman nasıl bir tabloyla karşılaşabileceğimizi düşünmek çok zor olmasa gerek. Bu noktada sınav korkusuna dönük kaygılarımıza cevaben Biyolojik Yaklaşım’ın önerilerinden biri de rahatlama egzersizlerini ve yatıştırıcı düşünme faaliyetlerini kapsayan bir stres programı.

SINAV KORKUSUNA BİLİŞSEL YAKLAŞIM
Yukarıda biyolojik yaklaşım temelli bir gözle sınav korkusuna bakarken sınav korkusunun bizi karşı karşıya bıraktığı iki bileşenden biri olan duygusal bileşeni tanımlamıştık. Şimdi Bilişsel Yaklaşım beraberinde ikinci bileşenle tanışalım, aşırı kaygı. Araştırmalara göre performans odaklı yüksek düzeydeki kaygılar doğru okuma, okuduğunu anlama ve önemli kavramları tanımlama becerilerini olumsuz etkileyebiliyor (Cassady & Johnson, 2002). Bu noktada bilişsel yaklaşım sınav korkusunun bilişsel bileşeninin etkilerinin olumlu ve olumsuz olmak üzere her iki yönde de gelişebileceğini ve bu iki yönlü etkinin öğrencinin kaygısını nasıl kanalize ettiğine bağlı olarak değiştiğini ifade ediyor. Araştırmalar kaygılarını ders çalışmaya kanalize etmeyi başaran öğrencilerin kaygılarını ders çalışmak yerine şikayet etmeyi tercih edenlere göre daha başarılı olduklarını gösteriyor.

SINAV KORKUSUNA DAVRANIŞSAL YAKLAŞIM
Yukarıda Bilişsel Yaklaşımın sınav korkusunun bilişsel bileşeni olarak tanımladığı aşırı korkunun nasıl kanalize edildiğine bağlı olarak olumlu etki oluşturabileceğini ifade etmiştik. Bu noktada Davranışsal Yaklaşım sürece öz-yönetim mekanizmalarının eklenmesiyle birlikte ortaya çıkabilecek mucizelerden bahsediyor. Araştırmacılar, öz-yönetim uygulamalarının ders çalışma süresini, performanslarını artırdığını ve dolayısıyla öğrencilerin notlarının yükseldiğini ifade ediyor. Tamam, kulağa güzel geliyor ama şimdi ne yapmamız gerekiyor derseniz gelin Davranışsal Yaklaşım’ın bize sunduğu önerilere bir bakalım.
   •Sadece ders çalışmak için kullandığınız bir yer belirleyin.
   •Ders çalıştığınız zaman kendinizi ödüllendirin.
   •Ders çalışma sürelerinizin kaydını tutun.
   •Projeler arasındaki öncelikleri belirleyin.
   •Her bir görev/ödev için ayıracağınız süreyi belirleyin.
   •Diğerine geçmeden önce önceki görevi tamamlayın.

SINAV KORKUSUNA PSİKANALİTİK YAKLAŞIM
Ertelemek; bireyin görevlerini, gecikme konusunda kaygılı veya rahatsız edici hissetmesine sebep olabilecek düzeyde ötelemesi, ileriye atmasıdır. Araştırmacılar yüksek sınav korkusu olan öğrencilerin düşük sınav korkusu olan öğrencilere göre daha çok erteleme eğilimi gösterdiğini tespit etmiştir. Bu noktada Psikanalitik Yaklaşım erteleme davranışıyla ilişkili olduğu varsayımından yola çıkarak biliçdışı kişilik problemlerini inceler. Bunun yanında çocukluk dönemine ait tecrübelerin de erteleme davranışı ile ilgili dikkate alınması gereken değişkenlerden biri olduğu gerçeğini de vurgular. Araştırmacılar, yüksek başarıya önem veren, çocukları için gerçek dışı olarak tanımlanabilecek hedefler koyan veya başarıyı anne-baba sevgisiyle eşleştiren otoriter ailelerin çocuklarında erteleme davranışının daha yüksek görüldüğünü belirtiyor.

SINAV KORKUSUNA İNSANCIL YAKLAŞIM
İnsancıl Yaklaşım bizlere öğrencilerin akademik performanslarına yönelik yürütülen çalışmalardan yola çıkarak bazı öneriler sunuyor.
   •Potansiyelini sorgula.
   •Potansiyeline gerçekleştirmenin yollarını ara.
   •Seçme kapasitesine sahip olduğunu bil.
   •Herkesin özgün ve özel olduğunun farkında ol.
   •Öznel ve nesnel duygularına birlikte inan.
Araştırmalara göre, öğrencilerin bireysel farkındalıkları ile ilişkilendirilebilecek bu önerilerin hayat bulması için öğretmenlerin ve ailelerin rolü ve müdahale şekilleri son derece önemli. İnsancıl yaklaşım, başarısız çocukların çalışmaktan vazgeçmesine engel olmak ve potansiyellerini ortaya çıkarmak adına destekleyici ve cesaretlendirici davranmamızı tavsiye ediyor.

SINAV KORKUSUNA KÜLTÜRLER ARASI YAKLAŞIM
Kültürler Arası Yaklaşıma göre korkunun tanımı değişmese de kültürel farklılıklar korkunun yoğunluğunu ve ifade ediliş şeklini değiştirmekte, belirlemekte önemli bir role sahip. Örneğin en yüksek sınav korkusu puanları Mısır, Ürdün ve Maceristan’da görülürken en düşük sınav korkusu puanları Çin, İtalya, Japonya ve Hollanda’da tespit edilmiştir. Peki, bu teoriye göre akademik başarıyı etkileyen kültürel faktörler nelerdir?
   •Akademik başarının önemi
   •Kariyer fırsatları
   •Ebeveynlerin beklentileri
   •Değerlendirilmenin nasıl algılandığı
   •Öğrencilerin beklentileri
   •Kısıtlı eğitim olanakları
   •Yüksek rekabet
   •Özel çevresel ve eğitimsel koşullar

Geçmişten bugüne değişmeyen bir gündem olan sınav korkusuna dinamik bir alan olan Psikoloji biliminin kuramlarını temel alarak baktık. Birbirinden farklı altı yaklaşımın sınav korkusuna dair açıklamalarını ve önerilerini öğrendik. Şimdi yapmamız gereken son bir şey var: Elde ettiğimiz bu bilgileri kendi içinde birleştirmek ve dört temel hedefe ulaşmak için kullanmak.
   •Tanımlamak
   •Açıklamak
   •Önceden kestirmek
   •Kontrol etmek

Melike İşleyen, KAYI Okulları Psikolojik Danışmanı

STEM


NEDİR BU “STEM” DEDİKLERİ
Son zamanlarda pek çok yayında STEM eğitiminden söz edildiğini görmekteyiz. Peki, nedir bu STEM eğitimi? Neden bu kadar önemsenmektedir? Ülkemizde bu alanda ne gibi çalışmalar yapılmaktadır? Yazımızda kısaca bu soruların yanıtlarından söz etmeye çalışacağız.

STEM; Science (Fen), Technology (Teknoloji), Engineering (Mühendislik) ve Mathematics (Matematik) kelimelerinin baş harflerinden oluşan bir kısaltmadır. Yani disiplinler arası sınırların kaldırıldığı, fen ve matematik alanlarının birlikte kullanıldığı, yaparak ve keşfederek öğrenmeye yönelik bir sistemdir. Burada temel amaç öğrencinin yaratıcılığını destekleyerek üretkenliğin artırılmasıdır. Derslerde öğrendiği teorik bilgileri uygulama imkanı bulan öğrencileri özgür düşünmeye, işbirlikçi çalışma ortamına uyum sağlamaya teşvik etmektir. Böylece düşünen, üreten, problemlerin kendisinden çok çözümüne odaklanan, problem çözme becerisi ve özgüveni yüksek, analitik düşünce yapısına sahip bireylerin yetiştirilmesi mümkün olacaktır.

Gelişen teknoloji ile birlikte çağımızda yeni meslekler ortaya çıkmaktadır. Bu mesleklerin tanınması ve geliştirilmesi, ülkelerin ekonomik kalkınması ile doğrudan ilişkilidir. Günümüzde pek çok iş teknoloji sayesinde daha hızlı, daha az hatalı ve daha az işgücüyle yapılabilmektedir. Drone’larla taşınan kargolar, 3D yazıcıların kullanımı gibi pek çok örnek bu görüşü desteklemektedir. İşte bu nedenle STEM eğitimi yıllardır pek çok ülkede oldukça önemli konumdadır.

Ülkemizde MEB tarafından oluşturulmuş bir eylem planı ve 2015-2019 yılları için geliştirilmiş bir stratejik plan bulunmaktadır. Halen 7 ve 8. sınıflarda uygulanmakta olan teknoloji ve tasarım dersi bu projenin önemli elemanlarındandır. TÜSİAD elde ettiği veriler doğrultusunda özellikle 2014 yılında STEM eğitiminin önemine dikkat çekmiştir. TÜBİTAK da bu konuyla yakından ilgilenmektedir.2011-2016 bilim ve teknoloji kalkınma planı dahilinde okullarda bilim fuarları düzenlemektedir. Ayrıca 2013 yılından bu yana faaliyette olan bilim merkezlerinde meraklı ve öğrenmeye açık olan öğrencilere eğitim verilmektedir. Ülkemizdeki bazı üniversitelerde STEM  eğitimine geçilebilmesi için öğretmenlerimize yönelik geliştirme çalışmaları yapılmaktadır (Hacettepe Ünv., İstanbul Aydın Ünv. gibi).


Günümüzde yoğun olarak yapılan STEM çalışmalarından biri de ülkemizin gururu olan Prof. Dr. Aziz Sancar önderliğinde yürütülmektedir. “gisproject (girls in stem)” isimli bu proje ile 6. Sınıfa giden kız öğrencilerin STEM eğitimi alması sağlanmaktadır. Özellikle kız çocuklarının STEM ile ilgili farkındalıklarını artırmak, yurt dışında bu konuda yapılan çalışmalara dahil olmasını sağlamak da projenin ana hedeflerindendir. Ayrıca Suriyeli mülteci çocukların topluma uyumunu sağlamaya yönelik de pek çok çalışma yapılmaktadır. Okulumuzdaki bir söyleşiye katılarak öğrencilerimizle başarı öyküsünü paylaşan, onlara “asla pes etmeyin” mesajını veren Sn. İnci Kadribegiç de bu projede gönüllü olarak görev almaktadır.

Melek Bıçakçı, KAYI Okulları Biyoloji Öğretmeni

ARA TATİLDE ÖĞRENCİLERE TAVSİYELER

Öğrencilerimiz, 2017-2018 eğitim-öğretim yılının yoğun temposuna 9 günlük bir tatille ara verdiler. Bu tatil süreci; öğrencilerimizin d...