14 Şubat 2018 Çarşamba

DOĞRU VE SAĞLIKLI BESLENMEK NEDEN ÖNEMLİ?


Eğitim sadece akademik bilgi yüklemesi değildir. Çocuklara sofrada nasıl oturmaları, nasıl çatal ve bıçak kullanmaları gerektiği, hangi yiyecekleri tercih etmeleri gerektiği de öğretilmelidir. Ailede başlayıp, okulda ve sosyal çevrelerde devam eden bu süreçte çocuklara nasıl yaklaşılmalı? Beslenme konusunda özellikle erken çocukluk döneminde neler yapılmalı? 

Tüm alışkanlıklar gibi sağlıklı beslenme alışkanlıkları da küçük yaşta kazanılarak yaşam boyu süren bir davranış biçimine dönüşüyor. Bu açıdan çocukların temel karakterini şekillendiren aile ve sonrasında okul ortamı çocukların doğru beslenme alışkanlıkları edinebilecekleri temel sosyal alanlardır.

Aile ve okul nasıl çocuğa yaklaşmalı?
Çocukların, özellikle 2-6 yaş arasındaki dönemde düzenli beslenme alışkanlığı kazanmaları büyük önem taşıyor. Bu açıdan çocuklara beslenme konusunda iyi örnek olunması, doğru besin seçiminin neden önemli olduğunun anlatılması gerekiyor.

Doğru ve sağlıklı beslenmenin çocuklara zihinsel, bedensel, ruhsal birçok katkı sağlayacağını, dengeli beslenen kişilerin sık sık hastalanmayacağını, besinlerden aldıkları güçle hastalıklara karşı dirençli olacaklarını, vücut gelişimlerinin normal düzeyde seyredeceğini çocukların anlayacağı ifadelerle aktarmak yarar sağlıyor. Bu açıdan çocuklara doğru beslenme ile sadece bedensel değil, zihinsel zindelik kazanılabilecekleri, düşünme ve kavrama yeteneklerinin artacağı, güçlü bir hafızaya sahip olabilecekleri anlatılabilir. Sağlıklı olmak için tek çeşit beslenmenin yeterli olmadığının anlatılmasının yanı sıra her gün dört temel yiyecek grubundan çeşitli yiyecekler küçük porsiyonlarda sunularak bu yaklaşım desteklenebilir.  

Besin değeri yüksek gıdaların tercih edilmesi, tadı beğenilmeyen besinlerin damak tadına daha uygun lezzetlerle tatlandırılması ve ilgilerini çekecek tasarımlarla onlara sunulması yararlı olacaktır. Belirlenen öğün saatlerinde yemek yenmesi çocukların sofra düzenine alışmalarını kolaylaştıracaktır. Çocukla birlikte masaya oturmak, birlikte mutfakta yemek hazırlamak, sofrayı birlikte kurmak ve kaldırmak doğru yemek yeme alışkanlıklarının gelişmesi için olumlu bir ilerleme kazanılmasını sağlayacaktır.    

Doğru ve sağlıklı beslenmek neden önemli?
Erken çocukluk döneminde doğru beslenme alışkanlıkları edinilmediğinde çocukluk ve ergenlik döneminde görülen obezite oranında artış görülüyor. Uluslararası Obezite Komisyon Raporu'nda dünya çapında 5-17 yaş arası her 10 çocuktan birinin fazla kilolu ya da obez olduğu bildiriliyor. Çocukluk çağında başlayan şişmanlığın, erişkin yaşlarda devam ettiğine ilişkin birçok çalışma bulunuyor. Yapılan çalışmalar, yetersiz ve dengesiz beslenen çocukların dikkat sürelerinin kısaldığı, algılamalarının azaldığı, öğrenmede güçlük ve davranış bozuklukları çektikleri, okulda devamsızlık sürelerinin uzadığı ve okul başarılarının düşük olduğunu da ortaya koyuyor.

Okullarda neler yapılabilir?
Erken çocukluk döneminde okulla tanışan çocukların okul ortamında da sağlık beslenme alışkanlıkları geliştirebilecekleri bir yaklaşımla eğitim almaları evde edindikleri alışkanlıkların pekişmesini sağlayacaktır. KAYI Okullarında uygulanan Sağlıklı Beslenme Programı kapsamında çocuklar öncelikle vücutlarının yapısını, organlarının görevlerini eğlenceli bir aplikasyonla öğrenmeleri sağlanıyor. Çocukların vücutlarına iyi bakmak için hangi besinleri daha çok tüketmeleri gerektiğini kendilerinin keşfetmesine yönelik hikayeler anlatılıyor, oyunlar oynanarak çocuğun dünyasına uygun bir dilde bilgiler aktarılıyor. Çocuğun aktif olarak katıldığı Mutfak Atölyesi çalışmalarında meyve ve sebzeleri kullanarak kendi tasarımlarını oluşturmaları, meyve suları yapmaları, kendi salatalarını hazırlamaları sağlanıyor.

Tüm öğrenciler aynı anda kahvaltı ve öğle yemeğine oturarak tabaklarına istedikleri yiyecekleri istedikleri oranda alıyor, sevmedikleri bir yiyecek olsa da tadına bakmaları yönünde teşvik ediliyorlar. Öğretmenleri eşliğinde yemek yerken sofra kurallarını öğrenerek, çatal ve bıçak kullanımı konusunda el becerilerini geliştirme imkanı bulabiliyorlar.

Öğle yemeği sonrasında sunulan ikindi ikramı dağıtımından her gün farklı bir öğrencinin sorumlu olması ve arkadaşlarına o günün ikindi ikramını takdim etmesi sağlanıyor. Öğrenciler ikindilerini kendi hazırladıkları servislerin üzerine koyarak hep birlikte “afiyet olsun” diyerek yemeğe başlıyorlar.

Slow Food bilinci gelişiyor
Hızlı, ayaküstü yemek alışkanlığına alternatif olarak, geleneksel ve yerel yemekleri, yeme biçimlerini, yerel ekosistemlerin özelliklerini korumayı, adil tarım ve gastronomi eğitimini teşvik eden uluslararası bir program olan Yavaş Yemek veya uluslararası ifadesiyle Slow Food, KAYI Okullarında çocuklarda sağlık beslenme alışkanlıklarının gelişmesi açısından önemli bir proje olarak yürütülüyor. Proje dahilinde ilk olarak “Orto in Condotta- Okuldaki Tarlam” ve “Mensa Che Pensa-Düşünen Yemekhane” programları KAYI Okullarında uygulamaya koyularak okul bahçesinde gerçekleştirilen doğal tarım faaliyetleri ile tohumdan,  fidana,  çapalamadan,  sulamaya,  gübreden hasada farklı beceriler edinen öğrenciler; organik çiftçilik, tat eğitimi, yerel biyo-çeşitliliğin korunması, tohum bankalarının oluşturulması iyi yiyecek ve beslenme konusunda yaşayarak öğrenme yaklaşımıyla farkındalık kazanarak uluslararası hareketin bir parçası oluyorlar.


OKULA TEKRAR NASIL UYUM SAĞLAMALI?


2017-2018 eğitim öğretim yılına 15 gün ara veren öğrenciler, yarıyıl tatili sonrasında okula tekrar uyum sağlamak konusunda sıkıntı yaşayabiliyorlar. Çocukların okula dönerken yaşadığı kaygılar, kimi zaman uzmanlar eşliğinde incelenmesi gereken daha temel sorunları işaret etse de, okula dönüşü üstesinden kolaylıkla gelinebilecek bir uyum süreci olarak kabul etmek gerekiyor. Çocukların her gün yeni bir şeyler öğrenmenin keyfini yaşadıkları, eğlendikleri, mutlu ve değerli olduklarını hissettikleri bir eğitim ortamında okula daha kolay uyum sağladıklarını belirten KAYI Okulları Genel Müdürü Deniz Demirtaş, bu süreci çok daha sancısız geçirmek isteyen aileler için önerilerini paylaşıyor.

Tatil sonrası okula uyum, 15 gün gibi kısa bir sürede değişen günlük alışkanlıklar nedeniyle kimi öğrenciler için oldukça zor bir geçiş dönemi olabiliyor. Çocukların sorumluluklarının çok az olduğu, geziler ve eğlenceler ile dolu, aileyle daha çok vakit geçirdikleri, kendilerini özgür hissettikleri bu dönemden tekrar okul kuralları ile çevrelendikleri bir ortama ve yoğun bir tempoya adım atmak istememelerini ebeveynlerin ve eğitmenlerin olağan karşılaması gerekiyor. Bu açıdan öncelikle çocuğa sunulan eğitim ortamının çocuğa hitap etmesi, onun hayal dünyasını kısıtlamayan, farklı ifade dillerini kullanabileceği ve yaratıcılığını sergileyebileceği atölyelerle zenginleştirilmiş olması önem taşıyor. Okul ortamında öğrenmekten keyif alan, kendi projelerini kendisi üreten ve geliştiren, kendi yeteneklerini keşfeden çocukların tatil sonrası okula çok daha kolay uyum sağladıkları, okula yeniden dönme kaygısını yaşamadıkları gözlemleniyor. Kendilerini rahatlıkla okulda ifade edebilen çocuklar, kendilerini çok daha mutlu ve değerli hissederken, hem sosyal hem de akademik anlamda daha fazla başarı elde edebiliyorlar.

Okulun sağlaması gereken bu koşullara paralel olarak ebeveynlerin de okul ile aynı çizgide sergileyeceği ortak yaklaşımlar özellikle okul öncesi, hazırlık, ilkokul dönemlerinde daha sık karşılaşılan, tatil dönüşü okula uyum temelli sorunların azalmasını sağlayacaktır. Çocuklarımızın dünyalarında büyük yer kaplayan yeniden okula başlama kaygısını azaltmak, tatil sonrası okula uyum sürecinde onların yanında olabilmek için nasıl bir yaklaşım izleyebiliriz?
· Okula uyum, evde başlar. Uzun bir tatil sonrası evde tekrar düzenli bir yaşamın başlaması kilit noktadır. Bu açıdan aileler teknolojik aletlerin kullanım süresini, ders çalışma, uyku saati gibi zamanlamaları öncelikle düzenlemelidir.
· Tatil döneminde yapılan sanat, spor, bilim aktiviteleri, geziler, hobi atölyeleri gibi etkinliklerin okul döneminde de sürdürülmesi çocukların tatil ve okul süreçleri arasındaki geçişi daha hafif yaşamalarını sağlayacaktır.
· Eğitmenler ve ebeveynler olarak çocuklarımızın zayıf yanları yerine güçlü özellikleri üzerinde durarak onları bu alanlarda cesaretlendirmemiz, çocuklarımızın kendilerine daha fazla güven duymalarını sağlayarak geçiş dönemi kaygılarını azaltacaktır.
· Okula yeniden uyum sürecinde çocuğunuzla, okul ve öğretmenleriyle ilgili olumlu yorumlarınızı, okulun güvenli ve eğlenceli bir yer olduğuna dair inancınızı paylaşmanız uyum sürecini kolaylaştıracaktır.
· Okulda yeni dönemde yapılacak aktiviteler üzerine sohbet etmeniz, okulu daha çekici hale getirerek, çocukların arkadaşlarıyla ve öğretmenleriyle yeniden bir araya gelme isteğini arttıracaktır.
· Okula uyum sürecinde yaşanabilen baş ağrısı, mide bulantısı gibi psikomatik sorunlarla karşılaşıldığında okul rehberlik biriminden destek almak ve yönlendirmelerine göre hareket etmek tutum birliği açısından önem taşıyor. Bu noktada çocuğa okuldaki her sorunu ailesiyle ve rehberlik birimiyle paylaşabileceği anlatılmalıdır.  

21 Ocak 2018 Pazar

YARIYIL TATİLİ NASIL DEĞERLENDİRİLMELİ?



“Çocuklar tatil döneminde güçlü yanlarını keşfedebilirler.”

Dersler, sınavlar, etütler, kurslar ile geçen eğitim yılının ilk döneminin ardından tüm öğrenciler bu yoğun tempoya 15 gün ara veriyorlar. Tatil döneminde çocukların kendilerine, çevrelerine ve hayata dair yepyeni keşifler yapabilecekleri aktivitelere yönelmelerinin yaratıcı ve güçlü yanlarını keşfetmelerini sağlayacağını belirten KAYI Okulları Genel Müdürü Deniz Demirtaş; tatilin verimli geçmesini sağlayacak, ailelerin ve çocukların öğrenmeye dair bakış açılarını değiştirecek altın tavsiyelerde bulunuyor.

2017-2018 eğitim öğretim yılının ilk yarısını tamamlayan öğrenciler tatil dönemini sabırsızlıkla beklerken, aileler çocuklarının bu dönemi verimli geçirmelerini sağlayacak planlar yapıyorlar. Yoğun bir tempodan çıkan öğrencilerin tatil dönemini, dinlenmeyi ihmal etmeden güçlü yanlarını keşfedebilecekleri aktivitelerle geçirmelerinin önemine değinen KAYI Okulları Genel Müdürü Deniz Demirtaş, öğrenmekten keyif alan ve kendi yeteneklerini keşfeden çocukların kendilerini çok daha mutlu ve değerli hissedeceklerini, bu sayede akademik ve sosyal yaşamlarında daha başarılı olacaklarına dikkat çekiyor. Demirtaş, ailelere tatil dönemini değerlendirirken mutlaka üzerinde düşünmeleri gereken noktaları şu şekilde sıralıyor:

  • Aileler olarak, öğrenmeye karşı çocuğun heyecan duymasını, bu konuda iç motivasyonunu geliştirmesini sağlayacak yönlendirmelerde bulunmalıyız.
  • Tatil döneminde sanat, spor, bilim aktiviteleri, geziler, hobi atölyeleri ile çocukların kendilerini keşfedebilecekleri farklı sosyal alanlara katılmalarını sağlamalıyız.
  • İlgi ve yeteneklerinin, potansiyellerinin farkına varan çocuklarımızın renkli, yaratıcı ve güçlü yanlarını desteklemeliyiz. Tatil sonrasında sürdürülecek programlarla ilgi ve yeteneklerin gelişimini devam ettirmek önem taşıyor.
  • Çocuklarımızın zayıf yanları yerine her zaman güçlü özellikleri üzerinde durarak onları bu alanlarda cesaretlendirmeliyiz.
  • Öğrenmenin hayat boyu devam ettiği algısını edinmelerini, öğrenmeye karşı heyecan duymalarını sağlayacak bir dille çocuklarımıza yaklaşarak, onlara hayatın provası niteliğinde yaşayarak öğrenebilecekleri, öğrenirken eğlenebilecekleri ortamlar sunmalıyız.
  • Bilgi, önemli bir özgüven kaynağıdır. Çocukların tatil döneminde eksik kazanımlarını tamamlamaları, eğitim öğretim yılına daha donanımlı devam etmeleri için konu tekrarı ve sınavlara hazırlık çalışmalarını aksatmamaları gerekiyor.
  • Kişisel gelişim kavramı içerisinde en etkili gelişim aracı, kitaplardır. Tatilde kitap okumaya başlamak, böyle bir alışkanlığa sahip olmayan öğrenciler için bu alışkanlığı kazanmaları, kitap okumanın keyfini yaşamaları açısından bulunmaz bir fırsat olacaktır.  
  • Tatil döneminde bedenin ve zihnin dinlenmesi, rahatlaması da gerekir. Bu nedenle bilgisayar ve televizyon kullanımını sınırlı bir seviyede tutmak, tatil programına açık hava ve arkadaşların dahil olduğu etkinlikler eklemek yararlı olacaktır.

29 Kasım 2017 Çarşamba

ARA TATİLDE ÖĞRENCİLERE TAVSİYELER


Öğrencilerimiz, 2017-2018 eğitim-öğretim yılının yoğun temposuna 9 günlük bir tatille ara verdiler. Bu tatil süreci; öğrencilerimizin dinlenmeleri, kendilerini yenilemeleri için iyi bir fırsat olmakla birlikte; eksik kazanımlarını tamamlamak, eğitim-öğretim yılına daha donanımlı devam etmek için de güzel bir fırsat dönemi.

Yoğun bir tempodan çıkan olan öğrencilere, tatil sürecinde hem dinlenmelerini hem de verimli zaman geçirmelerini öneriyoruz.

Öğrencilere ara tatil için bazı öneriler:

1. Konu tekrarı yapmak: Unutmayı önlemenin en iyi yolu yapılan tekrarlardır. Özellikle geçmiş konulardan çok fazla hatası çıkan öğrenciler genel tekrara ağırlık vermelidir. Yabancı dil eğitimini pekiştirmek adına tatil pek çok fırsat sunabilir. Öğrencilerin evde, turistik mekânlarda, arkadaşlar arasında yabancı dil ile iletişime geçmeleri yabancı dilde konuşma becerilerini geliştirmelerini sağlayacaktır. Ayrıca öğrenilen dilde kitaplar okumak, film izlemek, müzik dinlemek de oldukça faydalı olacaktır.
2. Eksik kalan konuları tamamlamak: Konu eksiği fazla olan öğrenciler, tatilde önceliği eksik konularını tamamlamaya ayırmalıdır. Çünkü eksik bilgilerin üzerine yapılan öğrenme verimli sonuçlar vermez, yeni bilgilerin tam ve bilinçli olarak öğrenilmesini engeller.
3. Çalışılmış olunmasına rağmen zayıf hissedilen derslere ya da konulara yoğunlaşmak: Örneğin, öğrencinin matematikten çok fazla eksiği varsa öğrenci tatil döneminde bu derslere daha fazla vakit ayırarak eksiklerini gidermelidir.
4. Yeni konular çalışmak: Konu eksikleri olmayan ve çalıştığı konulardan çok az soru kaçıran öğrenciler bu stratejiyi kullanabilirler.
5. Sınavlara hazırlık yapmak: Özellikle 12. sınıf öğrencilerimizin YKS konularını belirli ölçüde ilerletmiş olmaları önemlidir. Konuları tamamlamak, daha fazla soru çözme, çıkmış soruları analiz etme ve netleri arttırmak için faydalı olacaktır.

Ders eksiklerini tamamlama düzeyinde hazırlanan planların yanı sıra tatiller, öğrenciler için yeni şeyler keşfedebilecekleri ve kişisel gelişimlerine katkıda bulunabilecekleri zaman dilimleridir. Kişisel gelişim kavramı içerisinde en etkili gelişim aracı; kitaplardır. Kitabın başarı kazandırmadaki etkisi yadsınamayacak bir gerçektir. Ayrıca tatilde kitap okumaya başlamak, böyle bir alışkanlığa sahip olmayan öğrenciler için bu alışkanlığı kazanmaları, kitap okumanın keyfini yaşamaları açısından bulunmaz bir fırsattır. Bundan dolayı kitap okumak, iyi bir tatil programının olmazsa olmazlarındandır.

Tüm planlamaların ardından akıllara şu soru gelebilir: Peki, tatil demek ders çalışmak, tekrar yapmak ve kitap okumak mı demek? Tabii ki hayır!  Derslerin yorgunluğunun atılması, bedenin ve zihnin dinlenmesi ve rahatlaması da gerekir. Zaten okul olmadığından farklı aktivitelere ayıracak vakit olacaktır. Bundan dolayı da tatil programına keyif alınacak sosyal aktiviteleri de eklemek önemlidir.

Bu aktiviteler şunlar olabilir:
* Sevilen, geliştirici televizyon programlarını izlenmek.
* Bilgisayar ile çalışma ve bilgisayarda sınırlı oyun oynamak.
* Yakınları ziyaret etmek.
* Arkadaşlarla bir araya gelip ortak aktiviteler yapmak.
* Spor aktivitelerine katılmak.

* Kendisine katkı sağlayacak geziler ve hobilere daha çok zaman ayırmak.

9 Kasım 2017 Perşembe

SPOR GELİŞİME KATKI SAĞLIYOR


Spor, sadece sağlığı koruma ve güçlendirme amacı taşımıyor. Bedensel enerjinin ve ruhsal gerilimin boşaltılmasını sağlayan tedavi edici bir yönü de bulunuyor. Genel Müdürümüz Deniz Demirtaş, sporun anaokulu çağından itibaren yaygın bir şekilde eğitim programlarına dahil edilmesi gerektiği yönündeki tavsiyelerini aktarıyor.

Spor, sadece sağlığı koruma ve güçlendirme amacı taşımaz. Sporun bedensel enerjinin ve ruhsal geriliminin boşaltılmasını sağlayan tedavi edici bir yönü de vardır. Günümüzde spora olan ilginin giderek artıyor artması, beton duvarlar arasına sıkışmış hareketsiz, rutin yaşamların; sporun iyileştirici yönünü keşfederek, yeniden canlanma ve sağlığa kavuşma isteklerinin olumlu bir sonucudur.

Spor eğitiminin anaokulu, ilkokul, ortaokul ve lise seviyelerinde yaygın bir şekilde eğitim programlarına dahil edilmesi ve çocukların farklı spor branşlarında eğitim almaları ise çocukların sporda seyirci olmanın ötesine geçerek, sporu gündelik hayatlarının bir parçası ve bir yaşam kültürü haline getirebilmelerine imkan sağlar.

Düzenli fiziksel egzersizler, çocukların kemik ve merkezi sinir sistemi gelişimini olumlu yönde etkilerken, kilo kontrolü ile dengeli bir şekilde kilo almalarını sağlar. Bunun da ötesinde düzenli olarak spor yapan, bir branş üzerinde yoğunlaşan çocuklar özgüvenlerini ve sorumluluk bilincini geliştirirler. Zamanı doğru kullanabilme, başkalarıyla iletişim kurabilme becerilerini kazanırlar. Takım sporları sayesinde paylaşmayı, dayanışmayı, yardımlaşmayı, ekip çalışmasını öğrenen çocuklar, kendi yeteneklerini keşfederler. Sporla hafızalarını ve aynı zamanda da zekalarını güçlendiren çocuklar; geniş bir sosyal çevreye sahip olurlar ve olumlu benlik gelişimi edinirler. Yarışan, kazanan, kaybeden çocuklar farklı duygu ve heyecanları deneyimleyerek mutlu olabilmeyi öğrenirler. Sporda edindikleri bilgileri günlük yaşamlarına aktararak başarılı olurlar, takdir edilirler. 

Spora başlamadan önce çocuğun sağlık tablosunu öğrenmek ve çocukları sağlık durumlarına göre spor alanlarına yönlendirmek önem taşır. Örneğin; 5 – 8 yaş arası çocuklar bütün vücut hareketlerini içeren, büyük kas gruplarına yönelik hareketleri yapabilecekleri atletizm, yüzme ve jimnastik sporlarına yönelebilirler. 8 – 10 yaş civarındaki çocuklar ise daha çok takım sporlarına yönelerek branşların temel spor bilgi ve hareketlerini edinmeye başlayabilirler. Çocukluk döneminde halk oyunları, dans, bale gibi hareketli aktiviteler de çocukların sağlıklı yollardan enerjilerini boşaltmalarını sağlayabilir.

Her zaman, her yerde spor!
Zihinsel gelişim ile fiziksel gelişim paralel bir süreçle gerçekleşiyor ve bu süreçte fiziksel gelişim zihinsel gelişimi destekliyor. Erken dönemde ne kadar çok uyarıcı ile beyindeki nöronlar aktive edilirse, ilerleyen yaşlarda beyin canlılığını koruyarak, kapasitesini genişletebiliyor. Çocukluğundan itibaren sporun içinde olan bireyler, yeni şeyler öğrenmede ve vücutlarını daha etkili ve verimli kullanmakta daha başarılı oluyorlar. 

Bu olguyu desteklemesi gereken okul müfredatlarının da çocuklara sporun her zaman ve her yerde yapılabileceği algısını kazandıran spor eğitim programları ile zenginleştirilmesi önem taşıyor. Beden eğitimi derslerini Cross Action programları ile zenginleştiren KAYI Okulları, öğrencilerin herhangi bir ağırlık, alet ya da ekipman kullanmadan temelde vücut ağırlığı ile yapılan hareketleri öğrenmelerini sağlıyor. Zindelik kazandıran, eğlence ve aksiyon açısından çok zengin olan bu program kapsamında çocukların en doğal ihtiyaçları olan koşma, zıplama, tırmanma, kaldırma, atma vb. hareketleri günlük hayatları içinde daha özgür, sağlıklı ve güvenli olarak yapmalarına katkıda bulunmak amaçlanıyor. Tatilde, parkta, bahçede, evde, her yerde uygulanabilen, temel güç ve kondisyon çalışmalarını içeren bu program ile öğrencilerin sadece iyi birer sporcu değil, aynı zamanda çalışkan, kararlı ve dirençli bireyler olarak yetişmeleri hedefleniyor. 

Cross Action uygulamaları yaş gruplarına göre nasıl ilerliyor?
Cross Action, 3-16 yaş aralığındaki çocuklara özel olarak yaptırılan, onların yaş gruplarına uygun olarak yönetilen ve uygulanan bir metodolojiye sahip, “güç – kondisyon” bağlantısını esas alan bir program bütünü. Grup ortamında yer alan çocuklar, ölçülebilen sonuçlar veren eğlenceli ve merak uyandıran egzersizlere dahil olarak herhangi bir ağırlık, alet ya da ekipman kullanmadan temelde vücut ağırlığı ile yapılan hareketler topluluğunu tanıyorlar. Futboldan, yüzmeye, jimnastikten, kayağa kadar her spor dalı için temel bir disiplin kazanıyorlar.

Fiziksel ve ruhsal faydaları özel olarak incelenen program, postur analizi ve egzersiz eğitimini kapsayacak şekilde anasınıfından lise sınıflarına kadar tüm seviyelerde müfredat içerisinde yer alıyor. Anaokulu yaş grubundaki çocuklar kendi yaşlarına uygun özel antrenman programlarına katılırken, ilkokul, ortaokul ve lise için ayrı antrenman programları uygulanıyor. Her yaş grubu öğrencinin gelişimi takip edilerek yaşı ilerledikçe tüm programlara dahil edilmesi sağlanıyor.

Erken çocukluk dönemlerinde, çocukların fiziksel ve nörolojik gelişimlerini destekleyen Cross Action programı; ergenlik dönemlerinde, gençlerin güçlenip, kondisyon kazanmaları, yaptıkları diğer sporlara da eğlenceli ve etkili bir şekilde temel oluşturmalarını sağlıyor.

7 Kasım 2017 Salı

LİSEYE GEÇİŞTE MAHALLİ YERLEŞTİRME SİSTEMİ NELER GETİRİYOR?


Ortaokulun ardından liseye geçişte TEOG yerine getirilen yeni model, kısa ve uzun vadeli birçok değişimi beraberinde getiriyor. Hem TEOG hem de daha önceki modellerle karşılaştırıldığında sistem iki temel farklılık arz ediyor: İlki, yapılacak merkezi sınava katılımın isteğe bırakılması. Diğeri ise merkezi sınava girmeyen veya sınava girdiği halde başarılı olamayan öğrenciler için eğitim bölgesine göre mahalli yerleştirme yapılacak olması. KAYI Okulları Genel Müdürü Deniz Demirtaş, bu sistemin getireceği yeniliklerle ilgili değerlendirmelerini paylaşıyor.

Liseye geçişte TEOG yerine gelen yeni modelin temelini oluşturan “eğitim bölgesi mahalli yerleştirme sisteminde” mahalli diye anılan sınırların geniş çapta ele alınması, öğrencilerin istemedikleri bir okula gitmek zorunda kalmasını engelleyebilecektir. Sayısı 1 milyonun üzerinde olan, yüzde 92 gibi ciddi bir çoğunluğun devam edeceği ve sınavsız girilebilecek liselerin; hem potansiyel talebi karşılayacak tür ve sayıda hem de öğrencilerin akademik ve sosyal gelişimini destekleyecek nitelikte olması gerekmektedir. 

Bir eğitim bölgesi sınırı içinde, nitelikli okullar ayarında fen liseleri, sosyal bilimler liseleri, Anadolu liseleri ve meslek liseleri çeşitliliğinde okullar bulunur hale getirilmelidir. Bu kapsamda sınavsız girilebilecek okulların yeniden organize edilerek itibarlarının yükseltilmesi, istenerek talep edilir hale getirilmesi uygun olacaktır. Böyle bir çeşitlilik ve kalite sunulamadığında, eğitimde fırsat eşitliğinden söz etmek mümkün olmayacaktır.

“Yüzde 9’luk dilimden başlayarak göreceli olarak nitelikli okulların bulunduğu bölgeye yönelecek ikamet göçü sebebi ile arzın üstünde bir talep oluşursa açıkta kalan olur mu? Açıkta kalan öğrenciler, bu beş tercih dışında başka bir okula mı yerleşir?” sorularının cevaplanması gerekmektedir. Dolayısıyla kendi beş tercihi dışındaki bir okula yerleştirilen öğrencilerde bir memnuniyetsizlik oluşabilecektir.

Yeni sistem MYS, sınava girmeyi seçime bırakan yanıyla, bazı öğrencilerin üzerinden sınav stresini alırken, “nitelikli bir lisede” okumak isteyip bunu ancak sınavda alacağı yüksek puan ve yüzde 8’lik dilime girmekle mümkün hale getirebilecek öğrencilerin sınav stresini tüm yıla yayacak.  Bu arada, sınav stresi yüksek bir puan alarak özel liselere burslu yerleşmek isteyen öğrenciler için de devam ediyor; çünkü özel liseler burslu öğrenci alırken, merkezi sınavın ya da kendilerinin yapacağı bir değerlendirme sınavının sonucuna bakacaklar.

TEOG’da sadece son sınıfın müfredatından sorumlu olan 8. sınıf öğrencilerinin, bu sene haziran ayında girecekleri 60 soruluk temel bilimler testinde, 6 ve 7. sınıf konularından da sorumlu tutulacak olmaları, stresi katlayan faktörlerden biri olacaktır. Çünkü TEOG, 8. sınıf müfredatından oluşuyordu. Bu noktada okullara büyük iş düşüyor. Kalan zamanda, 8. sınıf öğrencileri için 6 ve 7. sınıf kazanımlarına geri dönebilecekleri, bu anlamda öğrencileri destekleyecekleri yeni bir planlama yapmaları gerekiyor. Sınavın kapsamının bu yıla özel 8. sınıf müfredatıyla sınırlı tutulması, uygulamaya kademeli biçimde geçilmesi kaygı düzeyini azaltacaktır. Bu arada 6 ve 7. sınıf konularının sınav müfredatına dâhil edilmesi, zaman içinde özel okullara veya etüt merkezlerine talebi arttıracak gibi görünüyor. Her nasıl olursa olsun sınav sorularının ezber bilgiyi ölçmeyen, analitik düşünme becerisini kullanmayı gerektiren, yorumla yanıtlanabilecek özellikte hazırlanması, yeni sınavın eleme ve seçme niteliğini arttıracaktır. 

Liseye geçişte son yıllarda uygulanan tüm sistemler değerlendirildiğinde, okulların öğrenci aldıkları yüzdelik dilimler, yıl bazında ortaya çıkan küçük oynamalarla aşağı yukarı netleşmiş durumda. Yeni sistemin, “nitelikli” sıfatıyla yüzde 8 içinde ele aldığı okullar dışında kalan ve yüzde 12’lik dilime kadar inen skalada, iyi okullar mevcut. İşte bu okullar, sınavda istediği başarıyı yakalayamayıp yüzde 8 içinde yer bulamayan, akademik niteliği yüksek öğrencilerin devam edeceği okullar olacak. Bu okullara, sınavsız mahalli yerleştirmeyle de girecek öğrenciler olacak ve bu ikisi karılacak. Ortaya hayatı temsil eden karma bir profil çıkacak. Bu heterojen dağılım, farklı gelişim düzeylerindeki öğrencileri bir araya getirmesi açısından iletişim becerilerini geliştirecek ve akran öğrenmesini sağlayacak olmasıyla uzun vadede olumlu sonuçlar doğuracaktır. 

24 Ekim 2017 Salı

YENİ SİSTEM İLE NELER DEĞİŞECEK?


"Üniversiteye giriş sınavlarında yapılan değişiklik, eski sistemin aksayan taraflarını giderme amacıyla yola çıkılmış olması bakımından önem taşıyor." diyen KAYI Okulları Genel Müdürü Deniz Demirtaş üniversiteye giriş sisteminde yapılan değişikliği değerlendiriyor.

Puan türlerinin ve sınav oturumlarının azaltılmış olması, öğrencilerin karmaşıklıktan uzak, daha yalın bir sistemle karşılaşması anlamına gelecek, bu durum sınavda öğrenci başarısını ve motivasyonunu arttıracak. Böylece öğrencilerin üzerinde uzun süre devam eden sınav stresi ve baskısı hafifleyecek. Öte yandan Eşit Ağırlık puanını oluşturacak testlere, tarih ve felsefe grubu derslerin dahil edilmemiş olması, öğrencilerin bu derslere gereken önemi vermemesi sonucunu doğurabilecektir. Oysaki, bu iki ders, muhakeme becerisi oluşturmada belirleyici dersler olarak öne çıkmaktadır.

 Zamanlama olarak haziran ayında yani eğitim yılının sonunda veya tamamlanmasının ardından öğrencilerin sınava girecek olması da 12. sınıf eğitim müfredatının tam olarak öğrencilere aktarılması, okul motivasyonunun yıl sonuna kadar korunması açısından doğru bir karar. Yeni sistemde orta öğretim başarı puanının yine etkili olacağı görülüyor. Bu noktada önerimiz orta öğretim başarı puanının daha adil belirlenmesi açısından MEB tarafından 9, 10 ve 11. sınıflarda uygulanacak merkezi, açık uçlu sınavların devreye alınmasıdır. Açık uçlu sınavlar ve bu sınavlar sonrasında yapılacak öğrenciye özel takviye çalışmaları ve ödevlendirmeler; öğrenme kalitesini tüm lise sürecinde arttıracaktır.

30 Eylül 2017 Cumartesi

ÇOCUĞUNUZ HALA OKULA UYUM SAĞLAYAMADIYSA...


2017-2018 eğitim yılında okula ilk defa adım atan okul öncesi, hazırlık ve ilkokul dönemlerindeki çocuklar, yeni bir kademeye başlayan öğrenciler sıklıkla okula uyum temelli sorunlarla karşılaşabiliyor. Çocukların bu konudaki kaygıları kimi zaman uzmanlar eşliğinde incelenmesi gereken daha temel sorunları işaret etse de, çoğunlukla ailelerin üstesinden kolaylıkla gelebileceği bir uyum süreci olarak görülüyor. Çocukların her gün yeni bir şeyler öğrenmenin keyfini yaşadıkları, eğlendikleri, mutlu ve değerli olduklarını hissettikleri bir eğitim ortamında okula daha kolay uyum sağladıklarını belirten KAYI Okulları Genel Müdürü Deniz Demirtaş, bu süreci çok daha sancısız geçirmek isteyen aileler için önerilerini paylaşıyor.

Okula uyum süreci merak ve korkunun birbirine karışmış halde yaşandığı bir süreçtir. İç içe geçmiş bu iki duygunun kaynağına baktığımızda sıklıkla bilinmezliğin yarattığı karmaşayla karşılaşırız. Okulun nasıl bir yer olduğunu, okulda nasıl insanlar olduğunu, okula neden gittiğini, okulda ne kadar ve nasıl zaman geçireceğini tam olarak bilemeyen bir çocuk için tüm bu cevap bulamadığı sorular okula uyum sürecini zorlaştıran kaygılara neden olabilir. Bu bilinmezliğin içinde her çocuk farklı soru işaretleri ile birlikte okulla tanışır.

Bu ilk tanışma döneminde okula “merhaba” diyen çocuklar için birlikte vakit geçirdikleri anne-babadan ayrılmak da okul ile bağdaştırılan olumsuz bir etki yaratabilir. Bu süreci zorlaştıran yenikliklerden bir diğeri de yeni sınırların, doğruların ve yanlışların olduğu büyük bir grubun bir parçası olmaya alışmaktır. Çocuklar içine dahil oldukları, olmaya çalıştıkları yeni grupların içinde paylaşmayı, sınırları, kendi haklarını ve bu hakları nerede, nasıl, ne şekilde koruyacaklarını öğrenirler.

Uyum sürecine dikkat!
Tüm bunları hesaba kattığımızda okul öncesi, hazırlık, ilkokul dönemlerinde daha sık karşılaşılan okula uyum temelli sorunların aslında normal bir süreç olduğunu görmekteyiz. Peki, küçük çocuklarımızın dünyalarında büyük yer kaplayan okul ile ilgili soru işaretlerini ve okul kaygısını azaltmak, okula uyum sürecinde onların yanında olabilmek için neler yapabiliriz?
Okula uyum, evde başlar. Uzun bir tatil sonrası evde tekrar düzenli bir yaşamın başlaması kilit noktadır. Bu açıdan aileler teknolojik aletlerin kullanım süresini, ders çalışma, uyku saati gibi zamanlamaları öncelikle düzenlemelidir.
Çocukların okulu keşfetmeleri, okula ve eğitmenlerine güvenmeleri bir süreçtir. Bu alışma döneminde çocuğunuzla, okul ve öğretmenleriyle ilgili olumlu yorumlarınızı, okulun güvenli bir yer olduğuna dair inancınızı paylaşmanız uyum sürecini kolaylaştıracaktır.
Okulda kimlerin olduğunu, birlikte neler yapacaklarını, anne ve babaların niçin okulda olmadıklarını açıklamanız, okulda yapılan aktiviteler üzerine sohbet etmeniz okul kavramının çocuklarda yerleşmesine ve uyum sürecine destek olacaktır.
Çocuğunuzun okul içerisinde gün içinde karşılaşacağı insanları tanımasının yanı sıra kullanacağı alanları tanıması, arkadaşlık bağları kurması okula olan olumlu bakış açısını geliştirecektir.
Okula uyum sürecinde yaşanabilen baş ağrısı, mide bulantısı gibi psikomatik sorunlarla karşılaşıldığında okul rehberlik biriminden destek almak ve yönlendirmelerine göre hareket etmek tutum birliği açısından önem taşır. Bu noktada çocuğa okuldaki her sorunu ailesiyle ve rehberlik birimiyle paylaşabileceği anlatılmalıdır. 
Okula bırakma sürecinde vedalaşmalar kısa ve net olmalıdır. Vedalaşma sürecinde çocuğunuzu alacağınızı, eve döneceği saati belirtmeniz onu rahatlatacaktır.

14 Eylül 2017 Perşembe

KİTAP OKUMAK VE MATEMATİK


Kitap okumakla matematiği anlamak arasında o kadar güçlü bir bağ var ki…

Bugüne kadar kitap okumanın birçok faydası olduğunu duymuşsunuzdur. Yapılan çalışmalar gösteriyor ki uyku problemi yaşayanlara kitap okumak ilaç gibi geliyor. Kitap okuyan kişiler kitaplardaki karakterlerle kendilerini özdeşleştirdikleri için empati kurma yeteneği kazanıyorlar. Kitap okumak ciddi anlamda stresi azaltıyor, depresyon ve bunalımdan kurtulmayı sağlıyor. Kitap okuyan insanlar daha sosyal, daha açık fikirli ve iyi bir dinleyici olabiliyorlar. Farkındalık seviyeleri yükselirken, karşılaştıkları zorlukları daha iyi atlatabilme becerisi elde ediyorlar. Kitap okumak beyin fonksiyonlarını ve hafızayı da güçlendiriyor. Ve kitap okumak matematik dersinde başarı getiriyor!

Garip geldi değil mi? Her ne kadar ilk bakışta bir bağlantısı yokmuş gibi görünse de kitap okumak, matematik bilimini anlamayı kolaylaştırıyor, sayısal derslerdeki başarıyı olumlu yönde etkiliyor. Bir matematik öğretmeni olarak itiraf etmeliyim ki bu bağın bu kadar güçlü olduğunu çok geç anladım.

Yıllar önce bir gün bir öğrencim bir matematik sorusu sordu, aslında sorunun yönergesi çok açık ve netti. Soruyu neden anlamadığını çözmek için, yazıların küçük olmasını bahane edip “Okuyamıyorum bana soruyu sen anlatır mısın?” diye sordum. Soruyu tekrar okudu, “Hayır okuma, anlat” dedim. Ama o yine okudu. Anlatamadı! “Hikayeleştir, öyle anlat” diye seçenek sundum, yine ses yok. Sonra metinde yazan kelimelerin anlamlarını sordum, kelimelerin anlamlarıyla yakından ilgisi olmayan cevaplar aldım. Bunu matematik dersinde sorun yaşayan tüm öğrencilerimde uygulamaya başladım ve sonuç maalesef aynıydı. O an anladım ki çocuklar aslında soruyu okumuyor, okuduğunu sanıyor. Matematikte normal okumak yerine okuduğunuzu anlamak çok önemlidir. Ama öğrenci anlamıyor, anlamaya çalışmıyor. Çünkü nasıl anlaması gerektiğini bilmiyor. Anlamadığı bir şey için çocuğa sorular sormanın, hatta cevap beklemenin manası ne peki? Neden okuduğunu anlamıyor? Bence bunun tek bir nedeni var: Kitap okumamak.

Matematik, düşünmeye dayalı bir bilimdir. Kelimelerle düşünür, kelimelerin anlamlarından sorunun ne anlattığını, ne istediğini çıkarırız. Sonra muhakeme yapar ve sonuca ulaşırız. Bu adımların daha 1. basamağında yani kelimelerle düşünme aşamasını geçemeyen öğrenciler “yapamıyorum” diyerek işin içinden çıkıyor. En kötüsü de ne biliyor musunuz? Neden yapamadığını merak bile etmiyor. Çünkü sorgulama yeteneği yok, muhakeme yapamıyor, neden-sonuç ilişkisi kuramıyor. Peki neden? Çünkü kitap okumuyor! Bugün gençliğin yaşadığı sorunlara çözüm bulamamasının ve sorunlar karşısında çaresiz kalmasının nedeni de kitap okumamasıdır. Kendini ifade edememesinin, sorunlarını başkasıyla tartışacak kapasiteye sahip olamamasının nedeni de kitap okumayışından kaynaklıdır. Gençlik, kendisi için ekmek su kadar önemli olan kitabı göz ardı etmemelidir. Bunu sağlayacak etkenlerden biri hatta en önemlisi öğretmendir.

Kitap okumak, kelime haznemizi geliştiren bir uğraş olduğu için dolaylı da olsa düşünme yetimizin gelişmesine ve dolayısıyla matematik öğrenmeye katkı sağlar. Ayrıca kitap okumak, farklı bakış açılarını da görmemizi sağladığı için eleştirel düşünme yetimize katkıda bulunur. Eleştirel düşünebilme matematik için olmazsa olmaz değil mi?

Bir yazıyı hem hızlı hem de her kelimesini anlayarak okumayı öğrenirsiniz. Ufkunuz açılır. Katılmıyor olsanız bile diğer insanların neler düşündüğünü, nasıl bir bakış açısına sahip olduğunu öğrenirsiniz. Dil bilginiz gelişir. Kitap okuyan kişi, bir kelimenin birden çok anlama gelebileceğini bilir. Günümüz koşullarında bilgiye ulaşmanın birçok yolu vardır: Konferanslar dinlemek, seminerlere katılmak, belgesel seyretmek vb. Ancak, bu çalışmalarda insanın durup düşünmeye, ihtiyacı olduğunda bu bilgiye tekrar ulaşma olanağı yoktur. Fakat kitap okurken kişinin düşünmeye zamanı ve tekrar tekrar aynı bilgiye ulaşabilme olanağı vardır. Matematik için gerekli olan tekrar yeteneği bu sayede ancak kazanılabilir.

Bunların hepsini aslında biliyoruz değil mi? Peki neden uygulamıyor gençlik? Klişe olacak belki ama neredeyse her yerde kitaplar ve kütüphaneler var artık. İsteyen istediği anda alıp okuyabilir. Fakat buna rağmen ülkemizde kitap okuma oranı beklentilerin çok çok altında.

Yoksa bu durumun sorumlularından biri de aslında öğretmenler mi? Doğru kanaldan öğrenciye ulaşıp ona kitap okuma alışkanlığı edindiremez miyiz? Matematik dersinde fonksiyonlar yerine, mesela okuduğum bir kitabı anlatmaya başlasam, dikkat çekmez miyim? “Siz en son hangi kitabı okudunuz, hikayesini anlatsana, tavsiye eder misin?” diye dersi biraz renklendirsem teşvik etmiş olmaz mıyım kitap okumaya? Bu tarafımca denenmiş bir uygulamadır ve kesinlikle olumlu sonuç vermiştir.

Akıp giden insanlığın ortak zekasının anıtsal abidesidir Matematik. Yeter ki akıp giden bu enerjiyi algılayabilelim ve anlayabilelim. Bunun için de kitap okuyalım ve öğretmenler olarak kendi yöntemlerimizce öğrencilerimizi okumaya teşvik edelim.

KAYI Okulları Matematik Öğretmeni, Kıymet Çelik

13 Eylül 2017 Çarşamba

AKADEMİK BAŞARI MI? SOSYAL BAŞARI MI?


Sadece akademik başarıya odaklanan klasik eğitim alışkanlıkları oldukça geride kaldı. Akademik ve sosyal öğrenmelerin iç içe geçtiği, öğrencilerin özgün uygulama ve derslerle farklı disiplinleri tanıyarak, doğa ile iç içe eğitimlerine devam ettikleri, yabancı dil bilgilerini üst düzeye taşıyabildikleri eğitim programları ortaokul seçiminde ebeveynlerin öncelikleri arasında yer alıyor.

İlkokulun tamamlanmasının ardından çocuklarının devam edeceği ortaokulu seçmek ailelerin en önemli gündem maddelerinden birini oluşturuyor. Aileler artık, çocuklarının sadece yabancı dil bilgisi edinmelerini ya da TEOG sınavlarına hazırlanmalarını yeterli bulmuyor. Dört yıl süren yoğun akademik dönem içerisinde çocuklarının kendilerini keşfetmelerini, kişisel yetenek ve sosyal becerilerini de geliştirebilmelerini istiyorlar. Bütüncül bir yaklaşımla öğrencilerin hem akademik hem de sosyal becerileri gelişmiş bireyler olarak lise sıralarına taşınmasının, günümüzde çok daha fazla önem kazandığına dikkat çeken KAYI Okulları Genel Müdürü Deniz Demirtaş, ailelere ortaokul seçiminde rehber olabilecek öncelikleri aktarıyor.  

Yabancı Dil Programı ile Ortaokula Adaptasyon
İlkokuldan sonra öğrencilerin ortaokula, yabancı dil bilgisi ediniminin hedeflendiği 5. Sınıf Hazırlık Programı ile başlamaları akademik olgunluk düzeylerini kademeli olarak geliştirmelerine ve ortaokula daha kolay uyum sağlamalarına imkan tanıyor. 5. Sınıf Hazırlık Programı öğrencilerin yabancı dili hayatlarının içine almaları ve yabancı dil okuma, konuşma ve yazma becerilerini üst düzeye taşımaları açısından da önem taşıyor. Hazırlık yılında uygulanan 21 saatlik yabancı dil programı ile öğrencilerin haftada 18 saat İngilizce eğitiminin yanı sıra Almanca ya da İspanyolca olarak seçtikleri ikinci yabancı dil alanında da haftada 3 saatlik eğitim alabildiklerini belirten KAYI Okulları CEO’su Deniz Demirtaş, dil öğrenimin çeşitli etkinlik ve gezilerle, müzik, oyun, video ve yaratıcılık temelli projelerle desteklenmesi gerektiğini, öğrencilerin yaz döneminde katılabilecekleri yurt dışı yaz okulu programları ile yabancı dil bilgilerini pekiştirmeleri gerektiğini ifade ediyor.

Matematik, Fen Bilimleri, Sanat ve Spor Alanlarında İngilizce Okuryazarlık
İngilizce konuşma, yazma, okuma ve anlama becerilerinin farklı disiplinlerle işbirliği içerisinde geliştirilmesi, dil eğitimi ile bütünleştirilmiş Matematik, Fen Bilimleri, Sanat ve Spor Alanlarında İngilizce Okuryazarlık eğitimi öğrencilerin yabancı dil bilgilerini uluslararası standartlara taşımalarına imkan sağlıyor. Farklı branşlardaki İngilizce okuryazarlığı bilgilerini MEB müfredatına entegre edilen Edexcel International Lower Secondary Curriculum programı ile tamamlayabilen KAYI Ortaokulu öğrencileri uluslararası lise sistemine hazırlanırken, Trinity College London “The Trinity Stars: Young Performers in English Award” programına katılarak İngilizce’yi drama, müzik, şiir, tiyatro, oyun ve hikaye anlatımı gibi beceri ve performans bazlı yöntemlerle kalıcı bir şekilde öğreniyor ve uluslararası nitelikli sertifikalar edinebiliyorlar.

Atölyelerde Üreterek Öğrenme - Doğanın İçinde Eğitim 
Klasik eğitim alışkanlıklarından uzak, akademik ve sosyal öğrenmelerin ayrılmaz bir bütünün parçaları olarak kabul edildiği eğitim modelleri çocukların çevrelerine ve hayata dair yepyeni keşifler yapabilmelerini, renkli ve yaratıcı yanlarını özgürce öne çıkarabilmelerini, sadece sınavlara takılı kalmayıp sosyal hayatta da başarılı olmalarını sağlıyor. STEM, Görsel Sanatlar, Marangoz ve Maker, Yağlı Boya, Heykel ve Seramik, Işık, Dijital, Mutfak, Yaşayan Organizmalar, Teknik Çizim Atölyeleri gibi çeşitli sanat ve zanaat atölyeleri ile öğrencilerin kendilerini farklı dillerle ifade etmelerinin önem taşıdığını belirten KAYI Okulları CEO’su Deniz Demirtaş, akademik olarak öğretilmek istenen her bilimin karşılığının doğada bulunduğu anlayışından yola çıkarak, dört duvar arasına sıkışmayan, doğa ile iç içe kurgulanan eğitim programları ile çocukların kendilerini doğanın bir parçası olduklarını hissederek, ormanda koşarak, dokunarak, görerek, koklayarak, keşfetmelerinin ve yaşam becerileri edinmelerinin sağlanması gerektiğine dikkat çekiyor.

TEOG Hazırlığı ve Özel Etütler
Eğitim yaşamının önemli dönemeçlerinden biri olan TEOG Sınavlarında başarı, hazırlık sürecinde yürütülen planlı ve yoğun bir çalışma programı ile gerçekleşebiliyor. Haftalık 50 saatlik ders ile “TEOG yılı” olarak adlandırılan 8. sınıf programının Cumartesi Kursları, Birebir Etütler, Test Kulübü, Grup Etütleri, Konu Etütleri, Haftalık Ayna Sınavları, Deneme Sınavları, TEOG Kampı gibi özgün uygulamaları içerdiğini belirten KAYI Okulları CEO’su Deniz Demirtaş, koçluk sistemi ve %100 öğrenci merkezli yaklaşımla öğrencilerin tam öğrenmeyi gerçekleştirerek sınavlarda yüksek başarı dereceleri elde edebileceklerini ifade ediyor.

ÇOCUĞUNUZ OKULA HAZIR MI?


Okula ilk defa adım atacak çocuğunuz hayatının bu yeni dönemine hazır mı? KAYI Okulları Genel Müdürü Deniz Demirtaş, anaokulu ve ilkokul düzeyinde okula başlayacak çocukların uyum sürecini kolaylaştıran altın değerindeki tavsiyelerini ailelerle paylaşıyor. 

Çocuğunuz anaokuluna başlayacaksa;
- Sancısız ayrılık ortamı oluşturun: Hem öğretmen hem çocuk hem de ebeveynler için en stresli gün olan okulun ilk günü, ilerleyen yaşlarda da hafızalardan çıkmayan bir fotoğraf karesine dönüşüyor. Bu fotoğrafın rengarenk hatırlanması ise velilerin ve öğretmenlerin öğrenciye olan yaklaşımıyla sağlanıyor. Çocuğunuzdan ayrılmak ne kadar zor gelse de bunu kesinlikle çocuğunuza yansıtmamanız ve bu durumun çok doğal bir süreç olduğunu hissettirmeniz gerekiyor. Çocuğunuza uzun uzun sarılarak ve kucaklayarak değil, elinden tutarak sınıfına götürmeniz çocuğunuzun özgüveni açısından çok önemlidir.

- Sabırlı, tutarlı ve destekleyici olun: Uyum süresi boyunca çocuğun düzenli olarak okula getirilmesi çok önemlidir. Çocuğa terk edildiği hissini vermemek adına kaçar gibi yanından uzaklaşmak yerine, “Şu saatte seni okuldan alacağım” gibi net bir cümleyle çocuğunuzdan sıcak bir şekilde ayrılıp, söylediğiniz saatte çocuğunuzun yanında olmalısınız. Çocuğunuzun okulda öğrendiklerini desteklemek adına evinizde de pekiştirici materyallere yer açmalısınız. Böylece ev ve okul arasındaki ayrımı sağlayan kesin çizgiyi yumuşatıp, çocuğunuzun okula uyum sürecini hızlandırmış olacaksınız.

- Okul sonrasında çocuğunuzu ilgiyle dinleyin: Yatmadan önce anne, baba ve çocuk bir araya gelerek günün değerlendirmesini yapmaya çalışın. Çocuğunuzu fazla yönlendirmeden onun anlatmasını, kendi kelimelerini kullanmasını destekleyin. Size heyecanla anlatmasına izin verirseniz, bir müddet sonra kendiliğinden anlatmak isteyecektir. Bununla birlikte bazı çocuklar, ailelerine okul yaşantılarını aktarmak istemezler. Okulda neler olduğunu, neler yaptığını merak ediyorsanız ama sorularınıza cevap alamıyorsanız ısrarla sormaktan vazgeçmelisiniz. Onunla farklı ortamlarda ve birlikte oyun oynarken sohbet ederseniz, merak ettiğiniz konularla ilgili şeyleri size kendi isteğiyle anlatacaktır.

Çocuğunuz ilkokula başlayacaksa;
- Çocuğunuzu bilinçlendirin: Oyunun ve eğlenceli aktivitelerin ön planda tutulduğu anaokulu süreci sonrasında çocuğun yeni sorumluluklar alacağı, yeni öğretmenlerine alışacağı ilkokul dönemi başlıyor. Özellikle 2 veya 3 yıl boyunca okul öncesi eğitim görmüş çocuklar için daha da zorlu geçebilecek bu süreçte en önemli görev aileye düşüyor. Çocuğunuzu ilkokulda kendisini nasıl bir ortamın beklediği konusunda bilinçlendirmeniz önem taşıyor. Okul açılmadan önce çocuğunuzla birlikte eğitim göreceği alanları gezmeniz, oryantasyon programına katılmanız çocuğunuzun uyum sürecini olumlu şekilde etkileyecektir. 

- Ödevleri kâbus haline getirmeyin: İlkokul başlangıcında yazma becerilerinin gelişmesi amacıyla verilen ödev niteliğindeki alıştırmalar, birer zorunluluk haline geldiğinde çocuğunuz için sıkıcı bir aktivite haline dönüşebilir. Alıştırmalara başlarken çocuğunuzu desteklemeniz, becerilerinin gelişimini vurgulayan olumlu geri bildirimlerde bulunmanız doğru bir tutum olacaktır. Çok küçük yaşlarından itibaren çocuğunuza sorumluluk bilincini aşılamayı başardıysanız, verilen alıştırma çalışmalarıyla ilgili ancak ufak tefek sıkıntılar yaşarsınız. Fakat çocuğunuzun alması gereken sorumlulukları siz almışsanız ve ona hiçbir şey yaptırmamışsanız, bunun ilk sıkıntısıyla ödev sürecinde karşılaşmış olacaksınız. Bu durumda sınıf öğretmeninden ve okulun rehberlik biriminden destek alarak çocuğunuzu doğru şekilde yönlendirebilir, sorumluluk duygusunu geliştirici yaklaşımlarla ilerleyebilirsiniz.

- İlk okuma heyecanını destekleyin ve sürekli hale getirin: Her çocuğun okumayı öğrenme ve okuma hızları birbirinden farklıdır. Bu süreçte kıyaslama yapmak yerine sabırlı davranmalı ve çocuğunuzu bunaltmadan farklı alıştırmalarla öğrendiklerini desteklemelisiniz. Çocuğunuz okumaya başladığı ilk zamanlar bambaşka bir dünyaya adım atmanın heyecanıyla, gördüğü her şeyi okumaya başlayacaktır. Eğer ilk okumayı öğrenme süreci sancılı geçtiyse çocuğunuz kitap okumaktan soğuyabilir. Bu süreçte kitap okuma eylemini sürekli hale getirmek çok önemlidir. Kitabı hayatınızdan hiç eksik etmeyerek, kitapların hayatınızın vazgeçilmez bir parçası olduğunu çocuğunuza hissettirmelisiniz. 

DOĞRU VE SAĞLIKLI BESLENMEK NEDEN ÖNEMLİ?

Eğitim sadece akademik bilgi yüklemesi değildir. Çocuklara sofrada nasıl oturmaları, nasıl çatal ve bıçak kullanmaları gerektiği, hangi...